Taştan, ağaçtan ya da kerpiçten yapılmış olsun fark etmez “insanın kendi evi gibisi yok”tur.

Evlere yüklenen anlamlar dünyanın neresinde olursa olsun aynı: Huzur, güven, sınırsız özgürlük, rahatlık, aidiyet. 

Evlerimiz biricik çünkü kendi hikâyelerimizi yaşadığımız asıl mekânlar. Üstelik benim öğrencilerim evlerini o kadar özlemişler ki…

Geçen hafta yaratıcı konuşma uygulaması olarak kendi ülkelerindeki klasik evlerin maketlerini hazırladı öğrenciler, sonra da o evlerin içindeki hayat tarzını birbirlerine anlattılar, sorular sorup karşılaştırmalar yaptılar. Kendileri ve diğerleri için ev’in ne anlama geldiğini bulmaya çalıştılar. 

Uygulamayı daha havalı hale getirmek için kurs müdürlerini de davet ettim. Müdürler maketlerin başında ciddiyetle kafa sallayıp anlatılanları dinlediler, sorular sordular, Türkiye ile mukayeseler yaptılar, ziyafet kısmında öğrencilerle bire bir sohbetleri koyulaştırdılar. Böyle oluyor işte, sen samimiyetle oyun kurmak istersen insanlar da samimiyetle katılıyorlar.

Maket ev yapımı konulu yaratıcı konuşma uygulaması nasıl gerçekleştirildiye gelince:

İlk önce ziyafet günü ve içeriği tasarlandı, haftanın son günü, son ders şeklinde. Evlerin en önemli bölümü mutfaktır yani bana göre öyle! “Evleri tanıyacaksak mutfaklarını da tanımamız ve bizzat tecrübe etmemiz gerekir” dedik ve uygulamanın son bölümünü milli yemekler ziyafetine ayırdık.

Milli yemekleri abartmamaları ve az miktarda hazırlamaları özellikle belirtildi çünkü sınıf zaten otuz kişi, herkes bir tabak getirse otuz tabakla en az elli kişi doyar nitekim öyle de oldu her zamanki gibi. Bizden başka diğer sınıfların öğretmenleri, müdürler, temizlik ve güvenlik personeli de “Yok valla, bi’ lokma daha alamam, patlıycam!” durumuna geldiler.

Aslında tencere yemeklerinin üstüne yemek tanımayan ve aramayan biri olarak yeni tatlara meraklı değilim dolayısıyla sınıf ziyafetleri benim için eğlenceden ziyade “Hatır için çiğ tavuk bile yerim” fedakârlığına dönüşüyor ama bu durumu kesinlikle öğrencilere belli etmemeye çalışıyorum, bütün yemeklerden tadarak ve hepsine ayrı ayrı iltifatlar ederek. Aksi halde gönül koyanlar olabilir.

Dediğim gibi ziyafet bölümü en sondaydı. İlk derste öğrenci başı 1TL toplandı, sınıfın en gençleri caddedeki kırtasiyeye yollandı, malzemeler alındı ve gruplara dağıtıldı ve maket evlerin yapımına başlandı.

Maket ev yapımına geçmeden önce cep telefonu yardımıyla maket evleri inceledik, bu öğrencilere ne yapacaklarını uzun uzun anlatmaktan çok daha pratik bir yol. Gösteriyor ve “Kendi evlerinizin böyle maketlerini yapacaksınız” diyorsunuz, olay bitiyor.

Öğrenciler malzemeler arasında olmayan taş, çiçek gibi ayrıntıları kendileri düşündüler ve çıkıp sokaktan topladılar.

Maketler hevesle yapıldı ve tanıtıldı. Aşağıdaki resimlerde yer alan üç öğrenciden; yirmi yedi yaşındaki İngilizce öğretmeni, kırk sekiz yaşındaki  iş adamı ve elli yaşındaki mühendis. Nasıl dikkatle çalıştıklarına bakar mısınız?

Maket evlerin yapımı bitince yan yana sıraladık. Gruplar sırayla evlerinin özelliklerini ve o özelliklerin işlevlerini anlattılar. Tabii en önemlisi evlerini niçin çok sevdiklerini, kendileri için evlerinin anlamını. 

Sonuç itibariyle cuma günü altı saat boyunca Türkçe konuştuk, güldük ve eğlendik. Hedefini bulan bir yaratıcı konuşma uygulamasıydı vesselam.