Bu yaz sonu, C1 kuru bitiminde öğrencilerimden biri kendini çok güzel ifade etti.

Dedi ki: ‘’Benim içimde çok kelimeler vardı ama ben onları kullanmıyordum. Bu kursta çok etkinlik yaptık, ben onları çıkardım çıkardım kullandım, çok iyi oldu, rahatladım.’’

Bu hikâyeciği yazı aklımızda tutalım ve konumuza girelim.

Diğer dil becerilerinde olduğu gibi konuşma becerisinde düzeye uygun (A1, A2, B1, B2, C1, C2) kelime hazinesine sahip olmak ön şarttır.

Düzeye göre kelime hazinesi zayıf veya zengin olması, hem anlama hem de anlatma yeteneğini etkiler.

Konuşma becerisinin gelişmesi kelime hazinesine bağlı olmakla birlikte kelime hazinesinin gelişimi de konuşma becerisine dayanır. Zira konuşma sırasında kelime deposundan çıkarılarak kullanılan kelimeler, aktif hale gelerek hazinesini geliştirir.

İnsanın iki türlü kelime hazinesi var:

1) Etkin veya aktif kelime hazinesi

2) Edilgin veya pasif kelime hazinesi

Etkin kelime hazinesi günlük hayatta kullanılırken edilgin kelime hazinesi günlük hayatta kullanılmaz. İnsanlar anlamını bilir ama kullanmaz bu tür kelimeleri.

Bu iki farklı kelime hazinesindeki, kelime sayıları da farklıdır. Her zaman edilgin kelime hazinesi daha zengin, etkin kelime hazinesi daha fakirdir.

Etkin ile edilgin kelime hazinesi arasındaki farklılık anlama ile kullanma sırasında su yüzüne çıkar.

Öğrenciler; anlamaya çalışırken edilgin kelime hazinelerini, anlatmaya çalışırken de özellikle sözlü iletişimde etkin kelime hazinelerini kullanırlar. ‘’Anlıyorum ama konuşamıyorum!’’ özdeyişi de buradan kaynaklanır.

Şimdi bu noktada ‘’Peki ama niye öğrenciler daha zengin olan kelime hazinelerini kullanmazlar da edilgin hale getirirler?’’ sorusu aklınıza gelmiş olmalı. Gelmeli yani.

Ben de derim ki ‘’Öğretmenim, sen fırsat verdin de konsept yaptın da öğrenci kullanmadı mı?’’

Öğretmen durmadan kendisi okursa, cevaplarsa, anlatırsa öğrenciye konuşmak için zaman kalır mı?

Bin yıllık genel geçer konuları –kendinizi tanıtınız, sevginin önemi, ıvır zıvır…) ısıtıp ısıtıp öğrencinin önüne koyarsan konuşmak ister mi?

Yazımın başındaki hikâyecik, öğrencinin bu halini özetliyor.

Peki, ‘’Ne yapalım?’’ diyenlere cevabım  ‘’Okutun, dinletin, izlettirin ve paylaşım sağlayın’’dır.

Öğrencilerin konuşması için iştah açıcı konular bulup konuşmaları için cesaretlendirmek gerek. Bakınız yaratıcı yazma ve konuşma ve de yaratıcı dramayla ilgili yazılarıma.

Bu arada kurs başladıktan bir ay sonra hala öğrencilerine isimlerini ezberlememiş ‘’Arkadaşım sen söyle’’ diyen hocamlar, siz bekleyin, sizin öğrencileriniz de konuşacak. İbibikler ötünce sanırım!

Öğrencilerin yeni yeni kelimeler öğrenmesi için aşağıdaki yöntem ve teknikler de faydalıdır ayrıca.

Sınıf ortamına ne kadar çok yazılı ve görsel materyal girerse öğrencilerin kelime hazinesinin

o ölçüde gelişeceğini unutmayın. Gazete, dergi, broşür, hikâye, roman, çizgi roman, poster, karikatür, resim, film gibi.

Öğrencilere, yeni öğrendikleri kelimeleri yazacakları kişisel sözlüklerini yaptırın. Telefon fihristleri bu iş için gayet uygundur. İki tane fihrist alsınlar küçük boyutta. Biri Türkçe’den anadillerine, diğeri anadillerinden Türkçe’ye şeklinde kullanılmalıdır ve öğrenilen her yeni kelime iki sözlüğü de yazılmalıdır. Bunu öğrencilere aşılamanın en etkili yolu sınıfa iki küçük fihrist götürüp göstererek tarif etmenizdir.

Kullanımda olan, günlük hayatta sürekli karşılaşılan kelimeleri öncelikle öğretin.

Öğretilecek kelimeleri önce jest ve mimiklerle anlatmaya çalışın, pandomim yapın.

Somut anlamlı kelimelerin kendisini veya resmini gösterin.

Kelimeleri; zıt, eş ve yakın anlamlarıyla beraber öğretin.

Yeni yeni kelime oyunları öğrenin ve sınıfta oynatın: Çağrışım, kulaktan kulağa, kelime türetme, adam asmaca, sessiz sinema vs.

Ders esnasında, öğretilen kelimelerin konuşma ve okumaki telâffuzunun; yazılı anlatımda da

İmlâsının doğru olup olmadığını kontrol edin. Yanlışlıkları öğrenciyi ezmeden, üzmeden düzeltin.