Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yaparken konuşma becerisinin geliştirilmesinde önemli bir alt başlık var: Telaffuz ya da söyleyiş.

Telaffuzu, konuşma becerisinin üzerinde şekilleneceği zemin olarak kabul etmeliyiz. Dilde parçalamayan en küçük birimdir ses, dilin tohumu gibi.

Sesler bir araya gelip heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler cümleleri, cümleler metinleri oluşturuyor sözlü ya da yazılı olarak.

Elbette telaffuz, seslerin doğru çıkarılmasıyla sınırlı değil, sadece bu noktadan başlıyor. İyi bir telaffuz için her şeyden önce seslerin çıkışını netleştirmek gerek. Bunu bilelim sonrası boğumlama, tonlama, vurgulama şeklinde devam eder zaten.

Ben, yabancı bir dil olarak Türkçe öğretiminde iyi bir telaffuz denince: Öğrencinin söylediklerinin bir seferde anlaşılmasını ve anlaşılanın da söyleyişten ötürü dinleyicinin yüzünde yayık bir gülümseme bırakmamasını  anlıyorum.

Bunu nasıl sağlarız peki?

Önce öğretmen olarak bizim telaffuzumuz en küçük bir pürüz bile taşımamalı ki öğrenciye model olabilelim. Var, valla telaffuzu kötü öğretmenler var. Şahit olduğum için bu uyarıyla başlıyorum.

Sonra telaffuza ‘’Her boyayı boyadık kaldı fıstıki yeşil!’’ anlayışıyla yaklaşmayalım. Önemlidir, ertelenip ötelenmemelidir. Temel düzeydeki Türkçe kurslarında halledilmelidir.

Eğitilmiş bir ses tonuyla ses, hece, kelime ve cümle gibi dil birimlerinin hakkını veren, vurguları doğru yapan, vurgularla anlam farklılıklarını hissettiren öğrenci yetiştirmek gerekir.

Türkçedeki ünlü ve ünsüzler rahat çıkışlı seslerdir.  Söylenilmesi zor gırtlaksı, burunsu sesler yoktur. Büyük ve küçük ünlü uyumları telaffuzu büyük ölçüde kolaylaştırır ama yine de bir yabancı için Türkçenin seslerini doğru çıkarmak, kelime ve cümle vurgusunu doğru yapmak zordur.

Üstelik heyecan ve stresten –kendinizi yeni öğrenmekte olduğunuz bir yabancı dilde konuşurken düşünün bir an- işitilebilirlik ve akıcılık unsurları da güme gider, söyleyiş tamamen çöker.

Seslerin oluşum yerlerini -boğaz, gırtlak, damak, dil, diş ve dudaklar - öğrenciye göstermek ve de hepsinin telaffuzuna tek tek kulak vermek, yanlışları düzeltmek gerekir.

Zor değil bu, sınıflarda toplam kaç öğrenci var ki? Hepsiyle ilgilenmek için zamanımız var yeter ki sabrımız olsun.

Şimdi burada öğretmenler tarafından en çok sorulan soru ‘’Peki, biz yanlış söyleyişlere ne zaman ve nasıl müdahale edeceğiz?’’dir.

Ben şöyle yapıyorum: Öğrencinin konuşması bitene kadar karışmıyorum yani lafı ağzına tıkamıyorum öğrencinin, yarım bıraktırmıyorum. Sözünü tamamladığında doğru telaffuzu söylüyorum ve tekrar etmesini istiyorum ancak ısrarı tadında bırakıyorum. Bir iki denemede söyleyemiyorsa ‘’Olacak’’ diyorum ve geçiyorum ama sonra olana kadar o öğrenciye dönüyorum yeri geldikçe.

Bir de şu var, iyi bir telaffuzun yolu iyi dinleyici olmaktan geçer. Öğrenci dinleyecek ki ayırt etsin, tanısın sonra da söylesin. Bu yüzden öğrencilerimize farklı renklerde ve kaliteli dinleme materyalleri sunmalıyız. Bakınız TRT podcastlere mesela ya da 101 Temel Eser seslendirmelerine.

Üniversitede öğrenciyken Yahya Kemal’in hatıralarında Avrupa’da tren yolculuğu sırasında yanındaki arkadaşıyla konuşmalarını dinleyen Avrupalılardan ‘’Siz hangi dili konuşuyorsunuz? Ne kadar güzel bir dil bu!’’ şeklinde övgüler aldığını okumuştum. Doğrusu o zaman Yahya Kemal’in abarttığını düşünmüştüm. Çok sonraları yurt dışında çalışırken aynı sözler, defalarca bana söylendi.

Güzeldir Türkçe'm, bu yüzden güzel öğretilmelidir.