Yaratıcı drama seminerlerinde öğretmenler, beş temel itiraz şıkkıyla karşıma çıkıyorlar:

A) Yaratıcı drama faydalı bir şeydir ama anaokulu çocukları için.

B) Benim yaratıcılık kabiliyetim yok ki. Öğrencilere nasıl liderlik yapayım?

C)  Öğretmen olarak yapmam gereken başka pek çok iş var üstelik müfredat çok yoğun. Bu yaratıcı drama etkinliklerini ne zaman hazırlayacağım, ne zaman uygulayacağım?

D) Benim öğrencilerimle yaratıcı drama yapılmaz, katılmazlar, katılsalar da bir şey çıkmaz.

E) Hiçbiri. Hocam sizde örnekleri yok mu? Verseniz biz uygulasak, böyle zaman kaybı oluyor.

Şıkları inceleyelim.

A şıkkı, yaratıcı dramaya dair yaygın bir yanlış bakış açısıdır. En yaratıcı, yaratıcı dramaların küçük çocuklarla yapıldığını kabul ederim. Henüz kuşatılmamış çocuk zihninin berraklığı yaratıcı drama için biçilmiş kaftandır ama bu yaratıcı dramayı çocuklara özgü kılmaz.

Yaratıcı drama anaokulundan yüksek lisans düzeyine kadar uygulama olanı olan bir disiplindir.

Sadece örgün eğitim kurumlarında değil, şirketlerden ordulara kadar pek çok farklı meslek dalında da etkin bir hizmet içi eğitim yöntemi olarak kullanılır.

Geçenlerde okumuştum, maalesef linkini kaydetmemişim ama yine de alıntılamak istiyorum. Bir avukatın hukukçulara ait bir formda arkadaşlarıyla paylaştığı yaratıcı drama izlenimleri…

‘’Belki çoğunuz yaratıcı dramanın çocuklar için yapılmakta olan bir etkinlik olduğunu düşünüyorsunuzdur. Nitekim ben de başlarda öyle düşünüyordum. Ama şu anda Çağdaş Drama Derneği'nin düzenlemiş olduğu Hukukçular için Yaratıcı Drama kursuna devam ediyorum. Belki üç hafta falan oldu başlayalı ama size derslerin ne kadar güzel, eğlenceli geçtiğini ve biz ciddi avukatları nasıl değiştirdiğini anlatamam.

Her şeyden önce inanılmaz bir sosyallik ve özgüven yaratıyor. Adliyede dolaşan o asık suratlı, avukat olduğu için kendini ciddi kalıplara sokmuş insanların hepsi ders saatinin başlamasıyla birlikte kendilerini serbest bırakıyorlar. Kısacası inanılmaz keyifli dakikalar geçiriyoruz, herkes birbiriyle kaynaşıyor. Düşünün koca koca insanlar köşe kapmaca oynuyoruz Kulağınıza garip geldi değil mi? Canlandırmalar yapıyoruz, herkes hayatından bir kesit sunuyor. Mesela uyum ve uyumsuzluğu canlandırmamız isteniyor ve herkes kafasından bir senaryo yapıp bunu canlandırıyor. Ama tabii bunu yaparken herkes yaşamından bir kare sunuyor, hayat tecrübelerini anlatıyor. Özellikle meslektaşlarla iletişimi kuvvetlendirmesi açısından çok faydalı. Ben inanılmaz keyif alıyorum, kesinlikle tavsiye ediyorum.’’

Hukukçu arkadaşım çok güzel ifade etmiş. Yabancı dil sınıflarım her zaman çok eğlencelidir ve öğrencilerime ‘’Sınıfta ne yapıyorsunuz?’’ diye sorsanız ‘’Oyun oynuyoruz’’ şeklinde cevap verirler. Övünmek için değil ama yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için hepsinin şakır şakır Türkçe konuştuklarını belirteyim bu arada. ‘’Oyun en ciddi araştırma biçimidir’’ der Einstein.

Aslında B, C ve D şıkları doğru ama yanlış yerde yapılmış itirazlardır. Bir benzetme üzerinden açıklamak daha kestirme olacak sanırım bu yanlış yerdeki doğruları.

Öğretmenlik bir tren olsun. Aklımızı ve kalbimizi lokomotif, işimizi de bu lokomotife bağlı vagonlar gibi düşünelim.

Yalnız bir hayli uzun bir tren düşünmeliyiz çünkü pek çok farklı bileşenden oluşan son derece kompleks bir mesleğimiz var.

İhtiyacımız doğrultusunda bir vagondan diğerine geçerek mesleğimizi icra edeceğiz yoksa bir vagonun içindekileri diğerine taşımaya kalkarsak tren raydan çıkar.

Yaratıcı drama, özel öğretim yöntemleri ve materyal tasarımı vagonunda konuşlanır.

‘’Benim yaratıcılık kabiliyetim yok ki. Öğrencilere nasıl liderlik yapayım?’’ Özel öğretim yöntemleri ve materyal tasarımı vagonunun değil kişisel gelişim vagonunun sorunsalıdır.

‘’Öğretmen olarak yapmam gereken başka pek çok iş var üstelik müfredat çok yoğun. Bu yaratıcı drama etkinliklerini ne zaman hazırlayacağım, ne zaman uygulayacağım?’’ Özel öğretim yöntemleri ve materyal tasarımı vagonunun değil zaman yönetimi vagonunun sorunsalıdır.

‘’Benim öğrencilerimle yaratıcı drama yapılmaz, katılmazlar, katılsalar da bir şey çıkmaz’’ Özel öğretim yöntemleri ve materyal tasarımı vagonunun değil etkin liderlik ve farklılaştırılmış eğitim vagonunun sorunsalıdır.

Özetle, yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yaparken yaratıcı dramanın sonsuz olanaklarından yararlanabilmek için önce kişisel gelişim, zaman yönetimi, sınıfta etkin liderlik ve farklılaştırılmış eğitim konularında kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Bu yüzden doğru itirazlar yanlış bir zeminde yapılıyor.

E şıkkına gelince, renk vermemeye çalışsam da içimde yıkılıp kaldığımı itiraf ediyorum.

Jelatinlenmiş bilgileri hazır alıp sınıfta servis yapma kolaycılığı, benim öğretmenlik adına kabullenemediğim bir davranış biçimi. Bu zihniyette olanların öğretmenlik yapmaması gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Öğretmen sürekli öğrenendir aksi takdirde nasıl öğretme iddiasında bulunabilir?

Yirmi dört yıldır yabancılara Türkçe öğretiyorum. Yaratıcı drama kadar etkin ve kullanışlı başka bir yöntem bilmiyorum bu konuda. Doğrudur, çok emek ister ama buna değer.

Bundan sonraki yazılarımda yabancı dil sınıflarında yaptığım yaratıcı drama örneklerini paylaşacağım.  Bu arada genç arkadaşlarıma konuyla ilgili okumalara başlamalarını öneriyorum.