Birkaç ay önce zümre toplantısında sınavlar maddesi görüşülürken genç arkadaşlardan biri:’’ Ben sınavları çok seviyorum. Öğrenciler panikliyorlar, deli gibi Türkçe çalışıyorlar, böyle önemsemeleri dersimi çok hoşuma gidiyor’’ mealinde sözler sarf etti.

 "Valla seni eşşek sudan gelene kadar dövmek sonra eşşeği bir kere daha suya gönderip aynı işlemi tekrarlamak lazım" bakışlarımı yakalayan zümre başkanı, benden önce söze girip: "Aman hocam, öyle demeyin yetişkinler sınav kaygısıyla kalp krizi bile geçirebilir, mümkün olduğunca kaygı eşiklerini düşürmeye çalışmalıyız" dedi de sakinledim biraz.

 

 

Yetişkinlerin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinlerinde oluşturdukları imaj, sınav sonrası duruma ait öngörüler ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verdikleri önem; çocuklara ve gençlere oranla çok daha yoğundur.

Siz öğretmen olarak dersinizi dolayısıyla kendinizi önemli hissederken yetişkin öğrencileriniz sınav kaygısıyla huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozuklukları, karın ağrısı, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, kendini yetersiz ve değersiz görme gibi haller yaşar.

’’Peki, yetişkinler sınavdan niçin bu derece korkar?’’ denirse…

Çünkü yetişkinler gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahiptir. Maalesef ama genellikle böyledir. Mükemmeliyetçi ve rekabetçi kişilik yapısı, sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı yetişkinlerdeki sınav bunaltısını körükler.

Yetişkinin sınav kaygısını oluşturan kökleşmiş olumsuz düşünceleri, olumlu alternatif düşüncelere dönüştürmek özel çalışma gerektiren bir konudur ve bizim işimiz değildir bence bu yüzden ’’Ben öğretmen olarak ne yapabilirim?’’ sorusuna odaklanmayı daha faydalı buluyorum.

Şahsen az sayıda, kolay ve eğlenceli sınavlar yapmaya çalışırım her zaman bu sorunu bertaraf edebilmek için gelgelelim geçenlerde bunu bile yapamadım. 

‘’A1 sınıfım başlayalı bir buçuk ay oldu, bir ara sınav yapayım’’ deyince patlak verdi olay.

Sınav günü elli yaşlarında, ülkesinde uzun yıllar öğretmenlik yapmış bir öğrencim asansörden indiğim anda beni yakaladı ve elime bir mektup tutuşturuverdi. Mektubun aslı aşağıda. 

Zor öğrenen bir öğrencinin yarım yamalak ifadelerini anlaşılabilir bir hale getirdiğimde şöyle diyor:

Hocam, 

Ben seni ve dersini seviyorum. Türkçe’yi de öğrenmek istiyorum fakat ailevi sorunlarım pek çok, kafamı toplayıp Türkçe öğrenmeye odaklanamıyorum.

Dün sınav olacağımızı öğrenince bütün gece korkudan uyuyamadım çünkü ben son 25 senedir öğrencileri sınav yaptım, kendim hiç sınav olmadım.

 

Sabah kalktım, dokuzdan beşe kadar Türkçe çalıştım ama aklımda hiçbir şey kalmadı, zihnimi toplayamıyorum, sınıftakilerin bana gülmesini istemiyorum hem ben iyi not almak ve takdir edilmek için Türkçe sınıfına gelmiyorum ki… Türkçe bana Türkiye’de yaşamak için lazım.

Sınava girmesem ya da sınavdan iyi not alamazsam sınıfa devam edemez miyim? Lütfen beni anlayın. Sınıfa devam etmeme izin verin.’’

 

 

Mektubu okuyunca utandım ve kızardığımı hissettim. Herkesin yeterince derdi var, bir de ben eklemlenmiştim üstüne.

Sınıfa girdiğimde öğrencilere arkadaşlarının mektubunu gösterdim. Mektubun içeriğini anlayabilecekleri şekilde basitçe anlattım. Mektup içeriğini onaylar anlamda sallanan başları görünce bir kere daha üzüldüm. Mektubu yazan öğrencim, bütün sınıfın ruh haline tercüman olmuştu bilmeden. 

Sınav yapmayacağımı ve eskisi gibi sözlü notu vermeye devam edeceğimi söyledim ve alkışlar dindikten sonra dersime devam ettim. Bu arada sözlü notlarını öğrencinin genel performansına göre ve bol keseden dağıtıyorum, sözlü sınav yapmıyorum, belirteyim.

Yetişkin öğretiminde sınavların öğrenmeyi ölçmek için ne kadar işe yaradığı tartışmaya açık bir konudur. Yetişkin sınavdan yüz alabilir ama gerçek hayatta, sınavda döktürdüğü bilgileri kullanarak işlerini halledebiliyor mu? Asıl sınav budur yani. 

Bu sebeple ‘’Abartmayalım sınavları, üzmeyelim öğrencilerimizi’’ diyorum. Daha ne diyeyim? 

Erken yatalım, erken kalkalım, bir yumurtayı sütle çırpalım, kızarmış ekmek, biraz da peynir, aman efendim, ne güzel yenir!  

Sütle çırpılmış yumurtanın ne olduğunu anladığım gün, söylemeyi bıraktığım bu ilkokul birinci sınıf şarkısından başka bir şey gelmiyor aklıma daha da diyebileceğim.