Geçen hafta bir mülakat jurisinde görev aldım. Yabancılara Türkçe öğretmeni olmak isteyen adaylarla görüştük.

Akıllı ve işi almaya hevesli bir aday, yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi sertifikasına sahip olduğunu söyledi. Son yıllarda pek çok kurumun açtığı böyle sertifika programları var malum.

Adaya sordum: ‘’Sertifika programı boyunca mutlaka pek çok şey öğrenmişsindir ama ‘Hımmm, işte bu!’ dediğin özel bir şey var mı?’’

‘’Yabancılara Türkçe öğretmek için İngilizce bilmenin şart olmadığını, sadece Türkçe kullanarak da Türkçe öğretebileceğimi öğrendim ve çok rahatladım’’ dedi.

 

Bu samimi cevap karşısında fevkalade çaresiz hissettim kendimi yahu! Hüznün en dibine savruldum bir anda zihnimin derinliklerinde. Utanmasam ağlayacağım. Yok, teselli olmam mümkün değil. Siyah-beyaz bir Türk filminin meyhane sahnesinde, Sadri Alışık söylesin Hüzzam makamından ‘’Kalbime koy başını doktor nabzımı bırak‘’. Ben ağlayayım sarsıla sarsıla. Öyle içime oturdu yani bu cevap…

 Gerçekten tahammülfersa bir hal alıyor günden güne bu yabancılara Türkçe öğretimi üzerindeki İngilizce tasallutu. Birilerinin buna ‘’Dur!’’ demesi lazım.

‘’Dur!’’ denmesi için önce zihinlerden kirli ayak izlerinin temizlenmesi gerekli zira bu şekilde yabancılara Türkçe öğretimi sakat bir yapılanmaya doğru gidiyor.

Bir Türk, İngilizce öğrenmeye kalkınca ‘’Tamamı İngiliz olan öğretmenlerden tamamen İngilizce ders’’ şeklinde reklam yapanların yabancılara Türkçe öğretmeni ararken ‘’İngilizce bilen Türkçe öğretmeni’’ araması en hafifinden iş bilmezlik daha ağırından da sömürge zihniyetinin göstergesi bir zavallılık halidir.

Varsayalım bir yabancı Türkçe öğrenecek ülkesinde veya Türkiye’de. Kendi başına bu işin altından kalkamayacağını düşünüyor, bir öğretmenden yardım almaya karar veriyor. Bu öğretmenin anadili Türkçe olsun ve yabancı öğretmenleri konu dışında bırakalım. Şimdi, anadili Türkçe olan bu öğretmenin bilmesi gerekenler - daha doğrusu bilmekten öte içselleştirip kullanabilmesi gerekenler- nelerdir?

Şunlardır:

Türk Dili

Türk Edebiyatı (Sistematik bir şekilde edebiyatı bilmese dahi en azından iyi bir okuyucu olmalı.)

Özel Öğretim Yöntemleri ve Materyal Tasarımı

Pedegoji ve Andragoji

Temel İletişim Becerileri

Bu temel yeterliliklerden sonra Etkili ve Güzel Konuşma, Beden Dilinin Etkili Kullanımı, Zaman Yönetimi becerileri gelir ancak listeyi ne kadar geniş tutarsak tutalım ‘’İngilizce Bilmek’’ diye bir madde olamaz.

Niye olsun ki? Gerçekten, niye?

A1 kurundan C2 kuruna kadar tüm seviyelerde sadece Türkçe kullanarak yabancılara Türkçe öğretebiliriz.

Hiç Türkçe bilmeyen bir öğrenciye ilk derste bizzat kendisini veya fotoğrafını göstererek olmadı taklit ederek, canlandırarak öğretemeyeceğiniz hangi kavram var? Hangi dil birimi var? Yok, halde ilk derste olabilen şey –en zor ders ilk derstir- sonraki derslerde haydi haydi olmaz mı?

Üstelik Türkçe öğrenmek isteyen bütün yabancılar İngilizce biliyor mu? Bilmeyenler ne olacak peki? Bizler bu öğrencilerin anadillerini ya da anadili seviyesinde bildikleri ikinci bir dili bilmezsek Türkçe öğretemeyecek miyiz?

Öğretmen Türkçeyi, Türkçe olarak öğretebilse öğrenci ne diye ‘’Bunun İngilizcesini söyle illaki’’ diye tuttursun? ‘’Böyle anlamadım, bir de İngilizce anlatsın bari’’ olunca bunu talep eder. Dolayısıyla ‘’Ama öğrenci istiyor’’ gevelemesi, şeceaat arz ederken sirkatini söylemenin daniskasıdır, başka bir şey değil.

Aslında yabancı dil öğretiminde dil birimlerinin açıklanıp anlatılması, devede kulak misalidir. Yabancılara Türkçe öğretmeyi, tahtanın başına geçip Türkçe dilbilgisi yapılarının İngilizcedeki karşılıklarını vermekten ibaret sananlar içinse devenin tamamıdır. Genellikle de o devenin altında kalıp ezilirler. Anlatmaktan başka bir öğretim yöntemi bilmeyenlerin kaçınılmaz sonudur bu. ‘’Oh olsun!’’ diyorum kendilerine.