Çalışma hayatımdan bir sahne. Üç ay önce. Bir Türkçe öğretim kurumunda.

Bir aydır A1 sınıfıyla çalışıyorum derken kuruma yeni bir kadın yönetici geliyor. Tanışıyoruz kendisiyle sabahın köründe ilk ders öncesi. Ne kadar soğuk bir kadın olduğumu düşünüyor. ‘’Bu kadarı da olmaz’’ diyen şaşkın bakışlarından anlıyorum bunu. Zaten ilk başta herkes öyle düşünür, öğrenciler de dâhil. Tecrübeyle biliyorum. ‘’Fena halde yanıldığını anlayacaksın’’ diyorum içimden ve zamana bırakıyorum gerçeği görmesini.

Öğrenci memnuniyet anketi yapmak için sınıfa girmesi gerektiğini söylüyor ve dersin ilk yirmi dakikasını istiyor. Anket Türkçe. Öğrencilerin henüz başlangıç kurunda olduklarını, soruları anlamakta ve cevaplamakta güçlük çekebileceklerini söylüyorum. ‘’Bakıcaz artık’’ diyerek sınıfa gidiyor.

Yirmi dakika sonra öğretmenler odasına geri geliyor. Bana karşı olan duyguları, bakışları ve tavrı evrim geçirmiş bir halde. Deminki memnuniyetsiz bakışlar nerde bu ilgi ve takdir dolu bakışlar nerde? Şaşırma sırası bana geliyor. Tamam, yanıldığını elbet anlayacaktın yeni yöneticim, ama bu kadar çabuk mu?

‘’Ay, bunlar ne şeker sınıf böyle! Ne kadar neşeliler! Türkçeyi ne kadar seviyorlar! Hepsi konuşuyor, anlatmaya çalışıyor, anlatamayan kalkıp canlandırıyor, kâğıda resmini çiziyor. Daha önce hiç görmedim böyle bir sınıf’’ minvalinde cümlelerle heyecan içinde sınıfı anlatıyor. Belli ki bayağı etkilenmiş.

Tamamı savaştan kaçmış öğrencilerden oluşan söz konusu sınıfın bu kadar keyifli olması ve Türkçe konuşmak için gösterdikleri cebbar tavırlar ilginç bir durum tabii, dışarıdan bakan birisi için.

Üçüncü ayın sonunda, kurs bitiminde bu sefer ben soruyorum öğrencilerime: ‘’Nasıl geçti kurs?’’ Artık daha iyi konuşuyorlar. İfade etmek için kurulan cümleler bir kelimeyle özetlenecek olursa şu: Dinlendik. ‘’Terapi gibiydi’’ diyor birisi ve hepsi hararetle katılıyor bu görüşe.

Bu sınıfın neşesinin, Türkçe öğrenme konusundaki isteklerinin sırrı grup çalışmalarında. Her zaman grup çalışmaları yaptırırım öğrencilere ancak biraz zor öğrendikleri için grup çalışmalarına daha da ağırlık verdim bu sınıfta.

 

 

Yabancı bir dil olarak türkçe öğretiminde etkileşimli sınıflar yaratmak için grup çalışmaları bana göre en yararlı öğrenme şekli.

Bir kere, yabancı bir dilde –özellikle başlangıçta- kendine güvensizlikten kaynaklanan susma halini iptal ediyor. Solo şarkılar söylemek başka koro halinde şarkılar söylemek başka.

İkincisi, ‘’Düşüncelerim, duygularım için öğretmenim ve arkadaşlarım ne der acaba?’’ baskısını ortadan kaldırıyor. Bir suç ortağı olması iyi bir şey, ‘’o yaptı’’ der çıkarsın işin içinden.

Üçüncüsü,  sınıftaki iletişim ve arkadaşlık bağını güçlendiriyor, öğrenciler:

Rahat bir bir ortamda eğlenerek ve dinlenerek öğreniyor.

Çalışma süresinde önerilerde bulunarak  geri bildirimler vererek birbirlerine öğretiyor.

Hem kendilerinin hem arkadaşlarının iç dünyalarını, yaşam ve ilişki kurma biçimlerini daha iyi anlama olanağı buluyor.

Kazanmak istedikleri beceri ve davranışları grup ortamı içerisinde deneme şansı yakalıyorlar.

Kendilerini ifade ediyor, süreci yaşayarak öğreniyorlar.

Tam yazıyı bitirirken grup çalışmasıyla ilgili olarak ‘’Yandaş Grupları Tekniği’’ başlıklı bir yazı daha yazmış olduğumu hatırlıyorum fakat bu konu çok önemli arkadaşlar ya!

Sınıfta öğretmen odaklı çalışarak ne kendinizi ne öğrencileri sıkmayın. Sorumluluğu verin öğrencilere bakın ne kadar eğlenceli olacak hem size hem öğrencilere iyi gelecek.