Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretiminde başarılı olmak istiyorsanız ‘’öğrencilerinizi etkileme’’nin değil, ‘’etkileşimli bir sınıf ortamı yaratma’’nın peşinde olmalısınız.

Yukarıda önemli bir laf ettim, bilmem yeterince dikkatinizi çekebildim mi?

Başarılı bir öğretmen olmak için ‘’etkili bir öğretmen olmak’’ gerektiği düşünülür. Doğrudur. Doğrudur da etkili bir öğretmen olma yolunun etkileşimli bir sınıf ortamı yaratmaktan geçtiği nedense gözardı edilir.

Etkileşimli bir sınıf ortamı yaratın, göreceksiniz, ‘’etkili öğretmen olma’’ kendiliğinden ortaya çıkan bir sonuç olacak.

Çift yönlü etkidir, etkileşim. Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yapılan sınıflarda iki tür etkileşim var kol kola gitmesi gereken.

Öğretmen ve öğrenci arasındaki etkileşim: Kaynak (öğretmen) iletisini, alıcıdan (öğrenciden) gelen tepkiye göre düzenler yani yeni bir ileti karşılıklı olarak oluşturulur böylece hem öğrenme hem de öğretme olanakları genişler.

Öğrenciler arasındaki etkileşim: Öğrenciler arasındaki karşılıklı etkilenme işi arttığında  –öğretmen bunun için sürekli olarak çaba sarf etmelidir- sınıf içindeki bilgi ve kültür alış verişi katlanarak çoğalır hatta havai fişekler gibi patlar ki seyri çok zevkli olur.

Etkileşimli bir sınıf ortamı yaratmanın değişkenlerinden söz etmek niyetindeyim bir dizi yazıda. Sınıf oturma düzenlerinden başlamak istiyorum. Bence çıkış noktası burası, daha sonra duvarlara, kapıya doğru uzanılabilir.

Sınıflarda oturma düzenini etkileyen pek çok faktör var: Öğrenci sayısı, sınıfın şekli, masa ve sıraların sabit ya da yerlerinin değiştirilebilir olup olmadığı gibi.

Ben, etkileşimli bir sınıf ortamı yaratmak için tek bir sabit oturma düzeni yerine dersin içeriği doğrultusunda farklı tekniklere göre farklı oturma düzenleri planlıyor ve uyguluyorum.

’’Ne yani, her derste oturma düzenini mi değiştireceğim?’’ tembel öğretmen algısıdır. Gereken uygulamayı yapabilmek için gereken zemin oluşturulmalıdır.

Zaten hareketli oturma düzeni başlangıçta zordur. Biraz gürültü ve karmaşa olur ama bir kaç uygulamadan sonra öğrenciler alışır, çabuk ve sessiz bir şekilde organize olurlar.

Ayrıca bir süre sonra ’’ Hadi oturma düzenini değiştirelim!’’ dediğinizde bu öğrenciler üzerinde gayet canlandırıcı bir etki bırakır çünkü bilirler ki oturma düzeni değişiyorsa eğlenceli bir etkinlik geliyor demektir.

Ben bu değişken oturma düzenini ’’Nerede hareket orada bereket’’ olarak nitelendiriyorum çünkü her oturma düzeninin kendine göre artıları ve eksileri var, uygun yerde kullanıldıklarında ise sadece artıları söz konusu oluyor ve etkileşim artıyor.

Şimdi, etkileşimi arttırmak için oturma düzenlerinden nasıl faydalanabileceğimize bakalım.

GELENEKSEL SIRA OTURMA DÜZENİ: Öğretmen merkezlidir. Sınıf yönetimi kolaydır  ancak katılım ve iletişim tek yönlüdür. Sosyallik azdır.

Film izlemek, not tutturmak, yazılı sınav yapmak için iyidir. Ayrıca bütün görsel araçların kullanımı için uygundur.

KÜME OTURMA DÜZENİ: Öğrenci etkileşiminin en yüksek olduğu oturma düzeni budur. Öğrencilerin liderlik özelliklerini ve yardımlaşmayı tetikler. Sosyallik en yüksek düzeydedir.

Grup çalışması gerektiren tekniklerde –isim/şehir gibi kimi eğitsel oyunlar, altı şapkalı düşünme ve uygulama, istasyon çalışması gibi- idealdir.

DAİRE OTURMA DÜZENİ: Öğrenci iletişiminin ve etkileşiminin yüksek olduğu oturma bir düzenidir. Hem öğretmen de öğrencilerin yanında oturabilir.

Sınıf bazında yapılan etkinliklerde -hikaye anlatma halkası, tartışma, beyin fırtınası gibi- en uygun oturma düzenidir.

U OTURMA DÜZENİ: Öğrenci-öğretmen etkileşimi yoğundur. U-şekli düzenleme, öğrencilerin gizlenmesini zorlaştırır, iletişimi ve katılımı arttırır.

Rol playing, drama, soru/cevap türü etkinliklerde iyi sonuç verir.

Üşenmeyin. Farklı oturma düzenlerini uygulayarak hareketlendirin sınıflarınızı. Referans noktasına göre düzenlenen öğrenci konumlanmaları çift yönlü etki yaratmanın püf noktasıdır, diyorum efendim.