Bu ay iki yeni sınıfta, A1 kurunda Türkçe öğretmeye başladım.

Bir sınıfta öğrencilerin tamamı, leb demeden leblebiyi anlayıp yanına kuru üzüm de isterken diğer sınıfta öğrencilerin yarısı, yeterli düzeyde öğrenemiyor.

Biri çok kolay diğeri çok zor, bu iki zıt sınıf arasında gidip gelmek sersemletici bir etki yapıyor üstümde. Tamam, sınıfların birbirinin ruh ikizi olmasını beklemiyorum, farklı sınıf ruhlarına saygı duyuyorum ve anlamaya çalışıyorum ama bu kadarı da fazla!

Benim uyum güçlüğüm bir tarafa, bu çok zor sınıftaki başarı düzeyi nasıl yukarı çekilecek?

Kurum aynı, sınıfların fiziki donanımı aynı, sınıf mevcutları aynı, öğretmen aynı, öğretim yöntemleri ve teknikleri aynı, ders kitapları ve program aynı, öğrencilerin ülkeleri ve ana dilleri hatta sınıfların homojen olmayışı bile aynı. Her iki sınıfta da on altı yaşından altmış yaşına kadar farklı öğrenim düzeylerinden ve mesleklerden öğrenciler var. Öyleyse nedir bu aradaki uçurum yani?

On gündür bu soruların cevaplarını arıyordum fakat dün aniden gelen bir ilhamla, soruların cevaplarını zamana bırakıp çok zor sınıfta ‘’Yandaş Grupları Tekniği’’ni devreye koydum. İşe yaradı epey. Olay şöyle gelişti:

İki ders boyunca ‘’Emir Kipi’’ni öğretmek için uğraştım. Sınıf mevcudu on dokuz. Dokuzu iyi düzeyde biri şöyle böyle öğrendi, dokuzu ise hiç öğrenemedi.

Bir gün önce çok kolay sınıfın tamamına on beş dakikada öğretmiştim oysa aynı kipi.

‘’Ne yapmalı?’’ diye düşündüm üçüncü derse girmeden önce teneffüs boyunca. Bir şey bulamadım. Sınıfa girince birden kafamda ampuller yandı.

Öğrencileri beş gruba ayırdım. Dört grup, bir iyi öğrenen ve öğrenemeyen bir kaç öğrenciden oluşuyordu. Beşinci grup ise en zayıf öğrenci ve ona öğretmek üzere iki iyi öğrenen öğrenciden oluşuyordu.

Gruplar ana dillerinde yirmi dakika boyunca çalıştı. İyi öğrenenler, öğrenemeyenlere anlattı. Hızlı ve hararetli öğrenme-öğretme faslı bitip sohbete geçtiklerinde çalışmayı sonlandırdım.

Sınıf eski oturma düzenine geçti. Kontrol ettiğimde uygulamadan önce, öğrenemeyenler arasında yer alan altı öğrencinin iyi düzeyde öğrendiğini gördüm. Kısa günün karı olarak değerlendirilebilecek bir sonuç, sevindim doğrusu.

Yukarıda ‘’Yandaş Grupları Tekniği’’ olarak adlandırıp anlattığım uygulama, öğretim yöntemlerinde ‘’Akran Öğretimi Tekniği’’ olarak geçer.

Akran; aynı sosyal gruba dahil yaş, cinsiyet, meslek, sosyo ekonomik durum gibi ortak özellikleri olan insanlar demek.

Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yaparken akranlardan oluşan bir sınıfla karşılaşmak nadir bir durumdur. (Bahsettiğim sınıfta örneğin; lise ve üniversite öğrencileri, doktor, İngilizce öğretmeni, elektrik teknisyeni, lokumcu ve ev kadınları var. Okuduğunuz yerden önyargılı yorumlar yapmayın hemen lütfen! Öğrenemeyenler arasında İngilizce öğretmeni, iyi öğrenenler arasında kızı, damadı ve torunlarıyla gelen lokumcu var.) Ancak akran olmasalar da Türkçe sınıfı öğrencileri de birbirleriyle paslaşıp yardımlaşabilir. Neticede ortak bir amaçları var: Türkçe öğrenmek. O yüzden ben ‘’Yandaş Grupları’’ olarak değiştirdim tekniğin ismini.

‘’Yandaş Grupları Tekniği’’ daha çok bilen öğrencinin daha az bilen öğrenciyi çalıştırmasından ibarettir. Peki, bu kadar basit bir teknik nasıl bu kadar işe yarar?

Yarar çünkü yandaşlar, öğretmen otoritesinin ağırlığından kurtulunca kendi aralarında daha rahat konuşur, tartışır ve öğrenir. Tehdit edici değil, eğlencelidir yandaş grupları.

Özdeşim yoluyla daha iyi bilenleri örnek alır yeterli düzeyde öğrenemeyen öğrenciler, bakış açıları genişler öğrenmek için.

Daha iyi bilen öğrencinin de yararına olur bu uygulama, onlar da öğretirken daha iyi öğrenirler, sorumluluk almak sosyalliklerini kuvvetlendirir.

Üstelik bu yolla sınıf birbiriyle kaynaşır, iletişimden ilişkiye geçer. Öğrenciler Türkçe öğrenmenin yanı sıra sevdikleri ve anlaştıkları arkadaşlarıyla bir arada olmak için de sınıfa gelmeye başlarlar.

‘’Geriye kalan öğrenemeyenler ne oldu?’’ derseniz onlar için de haftaya düşüneceğim artık bir güzellik. Peşlerini bırakmak niyetinde değilim hiç. Zorla güzellik olmaz ama farklı tekniklerle olur.