A2 ‘de, A1’de öğretilen basit zamanlar pekiştirme amacıyla tekrar edilirken fiilimsilerin öğretimi ve kullanımı devreye sokulur bazı isim yapım ekleriyle birlikte.

Bugünlerde A2 öğrencilerim, öğrenilen geçmiş zamanın tekrarında.

Bu tekrar sırasında doğrudan anlatımı,  –ıp”, ken”, -madan önce”, -dıktan sonra”, -a/-e fiilimsilerini, pekiştirme sıfatlarını, –cık”, cağız”, -ca /-ce, -ar /-er  eklerini öğrendiler.

Ders kitabındaki masal, fıkra, efsane örneklerini okuduk. Bu edebi türler hakkında özet açıklamalar yaptım. 

Efsane türü için milletlere göre gruplar oluşturdum, beş on dakika kendi aralarında konuştular, karar verdiler ve sonra her milletten bir efsane dinledik.

Fıkralar okunduktan sonra öğrencilere ev ödevi verdim, ertesi derste her öğrenci bir fıkra anlattı. 

Masal türünde de aynı şekilde bir uygulama yaptım yalnız masalı bir iki dakika içinde kısaca anlatmaları gerektiği uyarısıyla beraber.

Masal ödevini verirken öğrencilerin ülkelerinden bir masal dinlemek istediğinizi özellikle belirtin. Bu önemli çünkü evrensel masalları herkes biliyor bu yüzden ilgi çekici olmaz, birbirlerini dinlemezler hem de uygulamamız için işe yaramaz.

Sınıfta masallar anlatılırken İvan, Alaaddin, Keloğlan –İran ve Afganistan’da da Keloğlan masalları var- tipleriyle tanıştık.

Bu üç masal kahramanın adını tahtaya yan yana yazdıktan sonra sınıftaki öğrencileri üç gruba ayırdım.

Arap ülkelerinden gelenler bir grup oldu. Rusya, Ukrayna ve Orta Asya’dan gelenleri bir grupta topladım. İran ve Afganistanlılar da beraber çalıştılar yani gruplar kültür ortaklığına göre oluşturuldu.

Öğrencilerden İvan’ın, Alaaddin’in ve Keloğlan’nın fiziksel ve kişisel özelliklerini maddeler halinde yazmalarını istedim. Bunun için 15 dakika süre verdim.

Gruplar özellikleri söyledikçe ben tahtaya yazdım ve masal kahramanlarının kişisel özelliklerinin aynı olduğunu gördük: İvan da Alaaddin de Keloğlan da; fakir, tembel, iyi kalpli, şanslı, saf ama garip bir şekilde zeki.

O zaman şu soruyu yönelttim: ” Nasıl oluyor da birbirlerine bu kadar benziyorlar?” 

Gazeteci öğrencimin “stereo tip” açıklaması güme giderken cevabı hep birden verdiler: “Çünkü insanların çoğu böyle!”

Sonra gruplardan bu kahramanlarla bir masal yazmalarını istedim yalnız masal yaşadığımız yerde ve zamanda geçecekti, öğrenilen geçmiş zamanda yazılacaktı ve öğrendiğimiz ekler kullanılacaktı.

Ürünler aşağıda. 

“Resimler nasıl böyle güzel oluyor?” derseniz her grupta bir yetenekli çıkar illaki. Aslında resimleri boyama işi yarım kaldı, tam boyansaydı daha güzel olurdu ama süreyi uzatıp uygulamayı bir sonraki derse sarkıtmak istemedim. Tempoyu dolayısıyla çalışmanın etkisini azaltacağı için mecburen yarıda kestim. 

Son olarak resimleri  sınıf duvarına astık ve okuma faslında öğrenciler anneanne veya dedeymiş gibi yaparak masalı tane tane anlattı. Dinleyenler de torunları oynadı ve sürekli masalı keserek sorular sordu bu kısma geçmeden önce verdiğim yönergelerle. Sınıfımızda bir ana okulu öğretmeni var,  çocukların sorduğu sorular hakkında tecrübe sahibi, katalizör olarak şenlendirdi dramayı yani. 

Şimdi sevgili öğretmenim, yukarıda yazılanlardan da anlaşılacağı üzere öğrenciye pattadanak :”Haydi, bi’ masal yazın sonra da anlatın bakalım!” demekle olmaz.

Uğraşacaksınız az biraz. İşiniz ne?!