Mesnevinin sözlük anlamı “ikişer, ikişerlik” olup Arapçadır. Türk, Arap ve İran edebiyatlarında yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir. Özelliği, aynı ölçüde beyitlerle (ikişerli mısralarla) yazılması ve her beytin kendi arasında kafiyeli olmasıdır (aa-bb-cc-dd gibi). M.S. IX. yüzyıldan XX. yüzyıla gelinceye değin yukarıda adı geçen edebiyatlarda ölçüsüz ve kafiyesiz şiir yoktur. Bu şiir geleneği içinde mesnevinin kâfiye sistemi şairlere yazma kolaylığı sağlamıştır. Bu sayede yirmi-otuz beyitlik mesnevilerin yanı sıra binlerce beyitlik mesneviler de yazılabilmiştir. Destanlar, aşk hikâyeleri, şehir övgüleri, dini ve ahlaki konular bugünkü uzun hikâye ya da roman formunun benzeri olan mesnevilerde ele alınıp işlenmiştir. İran edebiyatı'nda doğan mesnevi türü daha sonra Arap ve Türk edebiyatlarına geçmiştir. Mesnevilerde asıl konu bölümlere ayrılarak ve her bölüme ayrı başlıklar verilerek anlatılır. “Dedim-Dedi” şeklinde diyaloglara yer verilir. Kahramanların duygu ve düşünceleri şiir halinde yazılan mektuplarda yansıtılır. Diğer nazım şekillerinde şiirlere özel bir ad verilmezken mesnevilerin özel isimleri vardır. “Kelîle ve Dinme” ya da “Sinbâdnâme” gibi.

Mevlâna’nın Mesnevi’si altı cilt, 25.618 beyittir, ilk on sekiz beyti Mevlâna kendisi kaleme almıştır. Bundan sonrasını Mevlâna söylemiş, Hüsameddin Çelebi yazmıştır. Her cildin bitiminde yazdıklannı Mevlâna’ya okumuş, Mevlâna’nın yaptığı düzeltmelerden sonra temize çekmiştir.

Mesnevi’nin ne zaman yazılmaya başlandığı ve bitirildiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak kitaptaki kimi bilgiler göz önüne alındığında 1258 yılında başlanıp ölümünden kısa bir süre önce (1273) bitirildiği söylenebilir.

Kitaba Mevlâna tarafından özel bir isim verilmeyip sadece “Mesnevi” olarak adlandırılmıştır, ikinci ve altıncı ciltlerde “Saykal-i Ervah” (Ruhların Cilası) ve “Husâmî-nâme” (Hüsameddin’in Kitabı) sıfatlarını kullanır.

On üçüncü yüzyıldan günümüze kadar çok geniş bir coğrafyada etkili olmuş eser, hikâyeler zinciri olarak kurgulanmıştır. Bunlar çoğu zaman iç içe geçmiş hikâyeler şeklindedir. Anlatılan bir hikâye yarıda bırakılıp başka bir hikâyeye, sonra onun çağrıştırdığı diğer bir hikâyeye geçilir, ilk hikâye neden sonra tamamlanır. Hikâye akışı sırasında ve hikâyenin sonunda ruhsal çözümlemeler yapılır. Hikâye anlatılırken, Hüsameddin Çelebi’nin sorduğu sorulara, verilen cevaplara, kimi gündelik olaylara da yer verilir. Kitapta yer alan hikâyeler Hint, Yunan ve Roma edebiyatlarından Kuran’da anlatılan kıssalara kadar geniş bir yelpazeden seçilmiştir. Tamamen çağrışım yöntemine dayanan bir eserdir. Çağrışım sahibinin derin bilgisi, kuvvetli hafızası, keskin zekâsı, coşkun tanrısal aşkı, zahmetsizce söylendiği duygusunu veren üslubu kitabın tamamında gözlemlenebilir.

Orijinali Farsça olan eserin günümüze kadar pek çok dile defalarca çevirisi yapılmış, derin tasavvufi anlamlarını açıklamak amacıyla onlarca Mesnevi Şerhi (açıklaması) yazılmıştır.

Gökyüzüne Merdiven bir Mesnevi seçkisidir. Ancak çevirmen tarafından oluşturulan yeni bir kompozisyon söz konusudur. “Dinle Ney’in Anlattığı Hikâye’yi” adlı bölümde Mesnevi’nin ilk on sekiz beyiti bulunmaktadır. “Mesnevi’ye Dair” adlı bölüm ise kitabın içeriğini özetler nitelikte hazırlanmıştır. Ardından Gökyüzüne Merdiven seçkisi başlamaktadır. Mesneviden seçilmiş hikâye ve beyitleri peş peşe sıralamak yerine farklı bir tasnif denenmiştir. Bu özel seçkide, beyitlerin orijinalinden takip edilmesini sağlamak amacıyla, beyit numaralan her satırın yanında verilmiştir: II.C.298 gibi (Mesnevi II. Cilt, 298. beyit). Ayrıca beyit numaralarının arasına konmuş ''-''işareti numaralar arasında beyit atlanmadığını, “/ ” işareti de beyit atlandığını gösterir.

Hikâyeler düz yazı şeklinde çevrilmiş ancak aliterasyon ve seçilerle orijinalindeki şiir tadından uzaklaşmamaya özen gösterilmiştir. Şiir şeklinde çevrilen kısımlarsa -ilk on sekiz beyit hariç- orijinalindeki ikişerli mısra yapısında değildir. Anlamı daha iyi vurgulayan ve günümüzün şiir diline daha yakın bir dizge sistemi tercih edilmiştir.

 

Hatice Gülcan Topkaya