Bir köpeği okşuyordu Mecnûn. Öpücükler veriyor, karşısında adeta eriyordu. Dönerek köpeğin etrafında tavaf ediyordu alçakgönüllülükle. Saf şeker şerbeti veriyordu eliyle.

Salağın biri:

-Ey ham Mecnûn, ne delice bu yapıp durduğun! Köpeğin ağzı her zaman pis şeylere değer. Hem kıçını da ağzıyla temizler, dedi.

Adam pek çok ayıbını saydı döktü köpeğin. Oysa başkalarının ayıplarını gören kokusunu alamaz başka âlemlerin.

Mecnûn:

-Sen sadece şekil ve bedensin. Onun için bilemezsin. Gel bir de benim gözümle gör! O, Mevla’nın bağladığı tılsım. O, Leylâ’nın köyünün bekçisi. Onun iyiliğini gör de ayırt et bedeniyle gönlünü. Nereyi seçmiş? Gidip nereye yerleşmiş? O benim mağaramın yüzü aydınlık köpeği. O benim dert ortağım. O benim bana yazıklananım. Aslanlara değişmem Leylâ’nın köyünün köpeğinin bir kılını. Ey köpeklerine aslanların köle olduğu Leylâ! Susmalıyım mademki imkân yok seni anlatmaya, diye cevap verdi.

Ey dostlar! Şekilden vazgeçmek cennettir. Gül bahçesidir gül bahçesi içinde. Kırıp yaktığınızda kendi şeklinizi o zaman kırmayı öğrenebilirsiniz bütün şekilleri.