Gizli ilimlerden bir örnek istersen Çinli ve Rumî ressamların hikâyesini dinle. Çinliler “Biz daha iyiyiz”, Rum diyarından olanlarsa “Biz daha görkemliyiz,” dedi.

“İddiasında haklı olanı bulmak için sizleri sınayacağım,” deyince padişah hazırlıklara başladılar. Aslında daha iyi olan Rum diyarının ressamlarıydı.

Çinliler kendileri ve Rumî ressamlar için birer oda istedi. Kapıları karşılıklı olan iki odanın birine Çinli, birine Rumî ressamlar yerleşti.

Cömert sultan, Çinli ressamlar kendisinden yüz çeşit boya isteyince açtı hazinesini, bağışladı istediklerini her sabah.

“Boya ne işe yarar pası gidermeden,” diyen Rumî ressamlar, odalarına kapandılar ve cilaladılar duvarı, gökyüzü gibi temiz ve berrak olana kadar.

Yüzlerce renkten daha iyi renksizlik; renk buluta, renksizlik aya benzer. Bulutta gördüğün tüm ışık ve parlaklık ya güneşten, ya aydan, ya yıldızdan. Sevinçten davullar çaldı Çinli ressamlar tamamladıklarında işlerini, aklı başından gitti sultanın gördüğü vakit onların resimlerini.

Sultan daha sonra Rumî ressamların odasına geçerek ortadaki perdeyi kaldırdı. O işleme ve tasvirlerin aksi vurdu cilalanmış duvara. Göz kamaştırıcıydı, daha güzel görünüyordu burada orada göründüğünden.

Ey oğul, Rumî ressamlar sûfîlerdir. Ezbersiz, kitapsız ve hünersiz. Ancak cilalanmıştır sineleri. Temizlenmiştir istekten, hırstan, hasislikten ve kinden.

Berrak bir ayna gibi olması gönlün niteliğidir. Sayısız suret aksedebilir bu aynaya.

Görünmeyenin sınırsız ve suretsiz sureti Musa’nın elinde göründüyse bu gönlünün aynasındandı.

O suret ne yerlere, ne göklere sığar. Ne denize, ne balıklara.

Çünkü tüm bunlar sınırlı ve sayılı. Gönül aynasına ise sınır yok.

Akıl burada ya susar ya şaşırıp kalır. Sebebine gelince: Gönül mü Tanrı yoksa Tanrı mı gönül?