Özgür bir adam, kuşluk vakti ulaştığında koştu Süleyman’ın Adalet Sarayı’na Korkudan yüzü sararmış, dudakları morarmış bir halde. Süleyman sordu:

-Efendi, Ne oldu?

Cevapladı adam:

-Azrail bana öyle bir bakış attı ki öfke ve kin dolu.

-Peki, şimdi benden ne yapmamı istiyorsun?

-Rüzgâra emret, ey can koruyan; Hindistan’a götürsün beni alıp buradan. Belki kulunuz oraya gidebilirse canını kurtarır.

İşte fakirlikten böyle kaçar halk. Bu sebeple isteklere ve hırsa yem olur halk. Fakirlik korkusu adamın ölümden korkmasına benzer. Hırs ve çalışmayı da sen Hindistan bil.

Süleyman emredince rüzgâr, Hindistan’da bir adaya götürdü adamı.

Ertesi gün divan ve görüşme vaktinde Süleyman dedi ki Azrail’e:

-O Müslüman’a niçin öyle öfkeyle baktın? Evinden barkından oldu korkusundan.

-Asla öfkeyle bakmadım,” dedi Azrail. Hayret ettim onu burada yürürken görünce. Çünkü ‘bugün onun canını Hindistan’da al’ buyurdu Tanrı. Şaşkınlık içinde, ‘eğer onun yüz kanadı olsa da Hindistan’a gitmenin çok uzağında’ diye düşündüm.

Sen dünyanın bütün işlerini bununla kıyas et, gözünü aç da gör!

Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi?  Ne olmayacak şey!

Kimden kapıp kurtarıyoruz Hak’tan mı?  Ne boş şey!