Devesi hınçla ileri ya da geri çekerdi Mecnûn’u mutlaka, Mecnûnlaştığı zamanlarda. Mecnûn’un isteği Leylâ’ya varmaktı, devesininse yavrusuna kavuşmak. Mecnûn bir an olsun kendini kaybetti mi hemen geriye dönerdi devesi. Aşkla dolu Mecnûn’un kendini kaybedişine çare yoktu ki! Sadece akıl denetleyebilirdi deveyi.

Gelgelelim Leylâ’nın sevdası Mecnûn’un aklını alıp gitmişti. Dikkat kesilen deve, yuları gevşediğinde bilirdi ki Mecnûn artık kendinde değil. Hiç vakit kaybetmeden yavrusunu bıraktığı tarafa yönelirdi. Mecnûn, ancak kendine gelince fark ederdi fersah fersah geri gittiklerini. Bu şekilde yol aldılar üç gün boyunca. Yıllar yılı sürüyormuş gibi gelen tereddütler yaşadı Mecnûn, bu üç gün boyunca. Sonunda şöyle dedi:

-Ey deve! İkimiz de âşığız. Fakat sanma ki biz iki zıt, yol arkadaşlığına layığız. Ne sevgin, ne yuların bana uygun! Senden ayrılmak gerek. Bizim gibi arkadaşlar birbirinin yolunu keser, tenden aşağı inmeyen ruh yolunu kaybeder. Ruh kanat açmada yücelerin yücesine. Tense tırnaklarını yere geçirmiş direnmekte.

Bazı insanlar kendileriyle savaşma ve kendilerini değiştirme yeteneklerini öldürürler alçak tavırlarıyla. Böyle bir yetenek olmadığı için hayvanlarda.