Bir evin kapısına geldi bir dilenci. Bir dilim ekmek istedi bayat ya da taze.

Ev sahibi:

-Burada ekmek ne arar? Şaşırdın mı sen? Ekmekçi dükkânı mı burası?, dedi.

-Bari bir parça kuyruk yağı var mı?, diye sordu dilenci.

-Burası kasap dükkânı değil ki, cevabı geldi.

-Ey ağa, biraz un ver o zaman, dediğinde ise: 

-Sen burayı değirmen mi sandın?,  diye tersledi.

-Bari bir yudum olsun su ver, deyince de:

-Burası he çeşme, ne ırmak, diye söylendi. Her ne istediyse dilenci ekmekten çorbalık ota kadar,

-Yok, diyordu hayıflanarak.

Bunun üzerine dilenci içeri girdi, eteğini kaldırdı, evin içine sıçmaya başladı.

-Hey, hey!, dedi ev sahibi:

-Ne yapıyorsun?

-Ne yapacağım, bu viraneye boşalıp rahatlıyorum. Mademki burada yaşamanın imkânı yok, öyleyse sıçmak gerek böyle evin içine, dedi dilenci.

Avcı şahin değilsin ki seni avlasınlar da şahın elinde avlanmayı öğrenesin. Rengârenk nakışlı tavus değilsin ki nakışlarınla gözleri aydınlatasın, Papağan değilsin ki şeker versinler de şirin sözler söyleyesin. Âşık bülbül değilsin ki lale ya da gül bahçesinde güzel güzel çileyesin. Hüthüt değilsin ki Süleyman’a ulak olasın. Leylek değilsin ki yükseklerde yuva kurasın.

Ne işe yararsın sen? Seni niçin satın alsınlar? Ne kuşusun sen? Seni niçin avlasınlar?

Haraca kesenlerin dükkânından “Tanrı satın alır” dükkânına gel. Kelekliğinden ötürü insanlar ona dönüp bakmazken cömertliğinden Yaratıcı onu satın alır. Onun katında hiçbir kalp reddedilmez. Kâr etmek değildir çünkü satın almaktaki amacı.