Bir yangın başladı Ömer zamanında, taşları bile kuru ağaçlar gibi yiyordu. Yanıyordu evler, binalar, hatta kuşların kanatları ve yuvaları. Şehrin yarısını alevler yuttu, ateşin korkusuyla şaşırıp kalmıştı su. Sirke ve su döküyordu akıllı kişiler ateşe, buna karşılık sanki Sınırsız’dan yardım ulaşıyordu ateşe.

Koşarak Ömer’e geldi şehir halkı.

“Bu ateş suyla sönmüyor,” dediler.

Ömer: “Bu yangın Tanrı’nın işaretlerinden. Sizin cimrilik ateşinizin alevleri. Suyu bırakın. Ekmek dağıtın. Ve bana tabiyseniz cimriliği bırakın,” diye konuştu.

“Ama” diye itiraz etti halk, “Biz zaten cömert bir topluluğuz, elimiz açık.”

Şunları söyledi o zaman Ömer: “Âdet yerini bulsun diye verdiniz. Tanrı için açık değil eliniz. Vermeleriniz öğünmek için, gösteriş için, nazlanmak için. Tanrı’ya yakınlaşmak için değil.”

Mal tohumdur, her çorağa atma. Her yol kesenin eline verme kılıcı.

Ayırt et, kin ehlinden din ehlini. Tanrı’yla oturanı ara, onunla otur.

Sadece kendi gibilere cömertlikte bulunan insanlar, kendilerini bir iş yapmış sanmakta o aptallar!