-Ey hesap gününün sahibi! Yaparsın, sonra yaptığını bozarsın. Cana can katan erkekler ve kadınlar yaratırsın sonra onları yıkarsın. Niçin? Bu ne için?” diye sordu Tanrı’ya Musa.

Şöyle cevap verdi Tanrı:

-Biliyorum, bu soru inkârından, bilgisizliğinden, küstahlığından değil. Yoksa azarlayıp cezalandırırdım seni. İncitirdim bu sorun için. Ancak biliyorum ki işlerimizdeki bilgeliği arıyorsun ve varlığın sırlarını. Haberdar etmek peşindesin halkı, pişirmek istiyorsun bu bilgiyle hamı. Kasten dilenci oldun keşfin kapısında, halka bildiklerini öğretmek adına. Ey Musa! Tohum ek toprağa, bu sırrı kendin anlayıp gel insafa.

Böylece Musa tohum ekti, ekin bitti. Başaklar güzelce yetişti. Orağı eline alarak ekinleri biçmeye girişti. Bir ses geldi kulağına gaybdan diyordu ki:

-Ekiyorsun ve bakıyorsun sonra olgunluğa erdiğinde onları niçin kesiyorsun?

-Ya Rab! dedi Musa, ziyan olmasın diye yapıyorum. Burada tane de var saman da. Layık değil tane saman ambarına. Yazık olur samana da buğday ambarında. İkisini karıştırmak bu işin gereği değil, elerken şart birbirinden ayırmak.

Şunu sordu Tanrı bu kez:

-Peki, bu bilgiyi kimden aldın da kendi bilginle harmanlıyorsun?

Cevap verdi Musa:

-Ayırt etme yetisini sen verdin bana ey Tanrım.

-Öyleyse sende olan bende nasıl olmaz? dedi Tanrı.

İnsanlar arasında temiz ruhlar da var çamura bulanmış kara ruhlar da. Bu sedeflerin hepsi bir değil. Birinde inci var birinde siyah kehribar. Ortaya çıkarılması gerek güzelle çirkinin. Tıpkı buğdayın samandan, ayrılması gibi. Bu dünya halkı açığa çıkarmak içindir bilgelik hazinelerini gizli kalmasın diye. “Ben gizli bir hazineydim,” diyen Tanrı’yı dinle! Ortaya çıkar kendi özünü, sakın kaybolmasına izin verme!