Bir bedevi iki kocaman çuval yüklemişti bir deveye. Kendi de oturmuştu çuvalların üstüne. Birisi onu lafa tuttu. Vatanına dair sorular sorup konuşturdu. Ve pek çok inci delip dizdi sorularıyla. Sonra şu konuşma geçti adamla bedevi arasında:

-Doğru söyle bu iki çuvalda ne var?

-Birinde buğday var, diğerinde kum. Yiyecek bir şey değil.

-Peki, kumu niçin yükledin?

-Çuval boş kalmasın diye.

-Buğdayın yarısını bu çuvala, yansını da diğer çuvala dökseydin oysa, çuvallar hafiflerdi devenin yükü de dolayısıyla.

-Bravo sana ey hür ve akıllı kişi! Ne ince düşünceli ne güzel görüşlüsün. Peki, ama niçin yarı çıplak ve yayansın? Üstelik pek de yorulmuşsun.

İyi kalpli bedevi acımıştı adama. Yardım etmek istedi devesine alarak onu da.

-Ey hoş sözlü bilge! Kendinden söz et bana. Ya bir vezir ya bir padişah olmalısın sen bu yeterlilik ve akılla. Hadi doğruyu söyle.

-İkisi de değilim. Sıradan birisiyim. Zaten ortada halim.

-Peki, kaç deven, kaç ineğin var?

-Ne devem ne de ineğim var.

“Bari dükkânında ne kadar mal var?

Ne gezer bende dükkân ve mekân.

-Öyleyse paranı sorayım. Ne kadar paran var? Yapayalnız gitmekte ve insanı mahcup eden öğütler vermektesin. Elindeki yararlı akılla ve bilgiyle bakın altına çevirebilirsin.

-Vallahi o da yok ey Arapların kıvancı! Ancak bir günlük yiyecek almaya yeter bütün param. Yan çıplak, yalınayak yürüyorum. Kim bir ekmek verirse oraya gidiyorum. Bunca bilgi ve hünerden bana geriye dönen sadece baş ağrısı ve hayal kırıklığı.

-Derhal uzaklaş benden! Bana da bulaşmasın uğursuzluğun, beri dursun uğursuz bilgeliğin. Zamanın insanlarına da uğursuz senin sözlerin. Ya sen o tarafa git ya ben bu tarafa gideyim. Yahut sen önden git, ben sonradan geleyim. Varsın dolu olsun bir çuvalım buğdayla bir çuvalım kumla. Yeter ki uzak olsun senin kokuşmuş bilgilerinin hileleri. Kutsal bir ahmaklık benim ahmaklığım. Gönlüm beslenmekte canım da perhizde.”

Sen de yumuşatmak istersen talihinin taş kalbini uğraşıp azalt bilgini. Tanrı’nın aydınlatmasıyla artmamışsa sadece bir sanrıdan ibarettir sende çoğalan bilgi.

Dünyaya dair bilgiler şüphene şüphe ekler. Tanrı yolunun bilgisiyse gökyüzüne çeker. Zamanın kıvrak zekâlı şeytanları üstün görürler öncekilerden kendilerini. Düzenler kurup ciğerler yakarlar, bellemişlerdir tüm hileleri. Yele vermişlerdir gerçek kazancın iksiri olan sabrı, iyiliği, cömertliği, ruhu ve bedeni.