Tirmiz şahı Seyyid’in maskarası Delkak uyanık bir adamdı.

Semerkant’da bir işi vardı şahın çok önemli. Ayağına çabuk bir ulak aramaya girişti. Tellal çıkarttı:

“Her kim ki beş gün içinde haberi iletip geri gelirse hazineler vereceğim o kişiye,” diye bağırttı.

Delkak köyündeydi o sıralarda. Haberi duyduğu anda fırladı kalktı, Tirmiz’e doğru yola çıktı. Yolda öyle hızlı gidiyordu ki eşeği sakatlandı, atı çatladı. Ulaştı nihayet şahın divanına. Bulanmıştı yolun tozlarına.

Hiç de uygun bir zaman değildi ama yol aradı varmak için şaha.

Bir fısıltıdır aldı bütün divanı. Sultanı kuruntulandırdı Delkak’ın heyecanı. Onun yüzünden şehirdeki seçkinlerin de avamın da gönlü daraldı.

“Acaba ne bela, ne fitne haberi getirdi?” diyorlardı. “Acaba güçlü bir düşman mı kastetti bize ya da göklerden gelecek tehlikeli Bir bela mı var? Yoksa Delkak niye düz yolu bırakıp engebeli araziye vursun, kaç tane hızlı atı çatlatana kadar koştursun?”

Bu endişelerle bütün halk sarayın önünde toplandı. Bütün dertleri Delkak’ın niye böyle apar topar geldiğini anlamaktı. Onun telaşından Tirmiz’i bir gürültüdür aldı.

Şah derhal Delkak’ı kabul etti. Yeri öpmesini bekledikten sonra

“Ne var? Ne oldu?” dedi.

Ancak o cevap vermedi. Sadece turşu gibi ekşimiş bir suratla parmağını dudağına götürüp “Sus” dedi. Bunun üzerine konuşmasını emretti şah. Şöyle dedi bu sefer de Delkak:

“Ey cömert padişah! Biraz izin ver de nefes alayım. Aklım başıma gelsin. Düştüğüm bu acayip âlemden çıkayım.”

Şahın hem boğazı hem ağzı acılaşmıştı; kuruntu ve şüphelerle geçen bir saatin sonunda. Görmemişti Delkak’ı daha önce hiç böyle. Ondan daha hoş bir arkadaşı yoktu. Daima eğlenceli hikâyeler anlatır, şakalar yapardı. Neşelendirip güldürürdü. Bugünse niçin böyle sarı ve ekşi yüzlüydü? Neden parmağını ağzına götürüp “Ey şahım, sus!” diyordu?

“Yeter artık, konuş,” dedi şah. “Bu hal nedir? Seni bu derece korkutan ve heyecanlandıran kimdir?”

Delkak: “Köyde şöylece işittim kİ şahım, her ana caddenin başında bir tellal bağırırmış sizin adınıza: ‘Beş gün içinde Semerkand’â gidip gelecek birini istiyorum. Bunu yapacak kişiye hazineler vaat ediyorum,’ diye. Bu yüzden koştum geldim buraya. Söylemeliyim ki ben bunu yapamam. Benden böyle bir çeviklik umma. Boşuna ümidini bana bağlama,” diye cevap verdi.

Davullu bayraklı hamlar, bağırmaktalar: “Biz sizin ulağınızız. Yoksullukta ve yoklukta yanınızdayız!” diye. Bir “şeyhlik” lafıdır atmışlar cihanda ortaya. Kendilerini Beyazıd’ın yerine koymuşlar. Kendi kendilerini derviş ilan etmişler. Söylemelerine bakılırsa epeyce yol kat edip ermişler! Havlama sarayında meclis kurmuşlar. Kendi kendilerine gelin güvey olmuşlar.