Bir sûfî geziyordu döne dolaşa, gece olduğunda bir handa konakladı. Eşeğini ahıra bağladı. Odanın başköşesine geçip oturdu dostlarla.

Coşkulu ve neşeli zikirleri son bulunca ortaya yemek geldi, o zaman sûfî hatırladı eşeğini.

Hizmetçiye:

-Ahıra git, hayvana saman ve arpa ver, deyince, 

Hizmetçi:

-Lâhavle, ne lüzumsuz konuşuyorsun, benim işim eskiden beri bu, dedi.

Sûfî:

-Vermeden önce arpasını kır, çünkü o yaşlı ve dişleri çürük bir eşek, deyince,

 Hizmetçi:

-Lâhavle, bunlar nasıl sözler, dediklerini herkes benden öğrenir, dedi.

Sûfî:

-Önce semerini indir, ilaç koy sırtındaki yaraya deyince,

Hizmetçi:

-Lâhavle, ey bilge kişi, senin gibi yüzlerce misafir geldi geçti. Hepsi benden memnun ayrıldı. Misafir bizim canımızdır, dedi.

Sûfî:

-Suyunu da ver ancak ılık olsun, deyince,

Hizmetçi:

-Lâhavle, beni utandırıyorsun, dedi.

Sûfî:

-Arpanın içine saman koy azıcık deyince,

Hizmetçi:

-Lâhavle, kısa kes artık, dedi.

Sûfî:

-Yerini taş topraktan temizle, ıslak olursa kuru toprak serp, deyince,

Hizmetçi:

-Lâhavle, babam lâhavle, işini bilene az konuş, dedi.

Sûfî:

-Eşeğin sırtını da tımar et, deyince

Hizmetçi:

-Lâhavle, baba utan artık, dedi.

Sonra çabucak eteğini topladı:

-İşte gittim bile, önce saman ve arpa getireyim, diyerek odadan çıktı. Çıktı ama aklının ucundan bile geçmedi ahır. Bir kenarda toplanmış kopuk takımının yanınaa gitti. Sûfî’nin öğütlerini alaya alarak anlattı.

Uzun zaman yolda kalan sûfîyse rüyalar gördü gözleri açık. Bir kurdun pençelerinde kalmıştı eşeği. Kurt, uyluğundan ve sırtından parçalar koparmaktaydı.

Sûfî:

-Bu ne kâbus, acaba o şefkatli hizmetçi nerde? diye sayıkladı. Sonra tekrar gördü eşeğini. Kâh bir çukura, kâh bir kuyuya düşüp çıkarak gidiyordu. Böyle kötü rüyalar gördükçe dualar okudu Sûfî, bazen Fatiha’yı bazen Kâria’yı ve içinden şöyle düşündü:

-Ne çare, dostlar çekildiler, kapılar kapandı. Güzel ve yumuşak davrandığım halde şu hizmetçi bana, niçin kinlendi?

Düşmanlık için sebep lazım. Böyle bir sebep yoksa insan olmak vefalı davranmayı gerektirir. Peki, ama iyi ve cömert Adem’in ne kötülüğü dokunmuştu İblis’e? Ya insan akrebe ve yılana ne yaptı ki daima sokup öldürmek peşindeler onu? Parçalamak kurdun huyu. Bu kıskançlık da nihayetinde yaradılışında var. Yine de kardeşimden bu şekilde şüphelenmem yanlış. Fakat şüphe ileri görüştür. Şüphe olmadan doğruyu bulmak mümkün mü?”

Sûfî bu vesveselerle boğuşurken zavallı eşek öyle bir haldeydi ki dilerim düşmanlarının cezası da öyle olsun. Taş toprak içinde, semeri eğrilmiş, dizgini parçalanmış, yol yorgunu, üstelik yemsiz. Nerdeyse canını teslim edecekti.

Bütün gece yalvardı eşek:

 -Allah’ım arpadan vazgeçtim biraz saman olsa.

 Hal diliyle diyordu ki:

-Ey şeyhler! El aman, bu utanmaz ve ham hizmetçinin elinden, el aman!

Sabaha kadar dönüp durdu o biçare açlıktan. Gün ağarırken geldi hizmetçi. Semerini düzeltti. Eşekçiler gibi birkaç sopa indirdi. Köpekliğine ne yaraşıyorsa öyle yaptı. Sıçrayıp kalktı eşek dayağın acısından. Dili yoktu ki halini söylesin.

Böylece yola koyuldu sûfî eşeğine binerek. Ancak eşek her adımda yüzüstü düşüyordu. Ahali, her düşüşünde yerden kaldırdıkları eşeği hasta sandı.

-Ey şeyh, dediler,

-Hani sen ‘çok şükür bu eşek kuvvetlidir', diyordun.

Şöyle dedi şeyh:

-Bütün gece lâhavle yiyen eşek başka türlü gidemez. Geceleyin lâhavle diyerek tespih çekiyordu, gündüz secdeye vardı.

İnsan yer, çoğu insan. Selam vermelerine pek güvenme. Kulak verme, gönlü şeytana ev olmuş şeytan insanın gürültüsüne. Şeytan soluklu “lâhavle”lere kanan, baş aşağı gelir savaşta o eşek gibi. Dünyada dost yüzlü düşmanın saygı ve hilesine kanan İslam yolunda ve Sırat Köprüsü’nde baş aşağı gelir cinnetten o eşek gibi. Aslan gibi kendin avla avını. Terk et, akrabaların da yabancıların da yaltaklanmalarını. O hizmetçinin sahte saygısı benzer aşağılık kimselerin hatır gönül bilmesi. Kimsesizliği yeğ tut onursuzların cilvesine.   Başkalarının arazisine ev yapma. Kendi işini yap, yabancının işini yapma. Yabancı kim? Senin topraktan bedenin. Onun yüzünden bunca elemin. Bedenini yağ ve şekerle besledikçe kendi özünü kuvvetlendiremezsin. Misklere bulasan da bedenini, kokusu ortaya çıkar ölüm vakti. Miski tenine sürme, gönlüne sür. Misk nedir? Yüce Tanrı’nın adı...