Kıvırcık beyaz saçlarından çehresine yayılan çocuksu hava, parıltısını kaybetmemiş cin gibi bakışlar. Ne kadar sevimli bir adam! “Size baba diyebilir miyim?” repliği gelip yapışıyor anında zihnime ancak ortam müsait değil.  Genel müdür odasındaki devasa toplantı masasının bir yanında o, bir yanında ben.

Bir buçuk sayfalık bir metin yazmış, okumam için bana uzatıyor. Okuyorum. 

Metin tam bir fikir kaosu! Söyleyemiyorum tabii bu düşüncemi, 11 Fen/C Dil ve Anlatım dersinde olmadığımızdan.

Bu bir buçuk sayfanın yüz elli- yüz seksen sayfaya evrilip kitap olmasını istiyor yani ghostwriter olarak benden beklentisi, bu kaostan bir kozmos çıkarmam.

Elbette yüz sayfa da olsa bin sayfa da olsa bir kitabın çıkış noktası üç beş cümlelik “iyi bir tez”dir. 

Tıpkı kendi adına yazanlarda olduğu gibi ghostwriterın işi de bu “tez” için bir dünya oluşturmaktır. Zamanı, zemini, ekseni, atmosferi olan bir dünya.

Diyorum ki sevimli beyefendiye:” Ghostwriterlık birkaç uzmanlığın bileşkesi olup yazabilmekten daha fazla bir şeydir. Bu bir projedir. Sizinle iletişim kurup ve yönetebilmemle başlar, uygulanabilir bir program oluşturmamla devam eder, bilgiyle harmanlanmış yeteneğimi son damlasına kadar kullanmakla biter. Kitabınızı yazmak için neler yapılması gerektiğini bir düşünün. Şahsen ya da internetten görüşmeler yapacağım, kütüphanelere ve kitapçılara gideceğim, topladığım bilgileri derleyeceğim ve yorumlayacağım. Bütün kaynakları belirteceğim. Akıllıca tutarlı bir kompozisyon oluşturacağım. Kitap tamamlandığında gözden geçirip düzelteceğim.” 

Beni takdirle ve dikkatle dinliyor. O da beni sevdi, görüşme başlayalı beş dakika olmadan Sayın Hocam’a geçti Hatice Hanım’dan. 

Bir çeşit müteahhit olarak önce müşteriye bir taahhütte bulunurum sonra bu taahhüdümü yerine getiririm ghostwriterlık yaptığımda. 

Sıkıntı her zamanki gibi taahhüdün ücretlendirilmesine gelince başladı. Talep ettiğim ücreti çok buldu sevimli beyefendi. 

Muhtemelen mantık şu: Çekersin bu bir buçuk sayfadaki cümleleri, uzar uzar yüz seksen sayfa olur. Tabii sevimli beyefendi “çekmek” demiyor, “genişletmek” diyor. Tamam, lastik değil balon olsun. Şişirirsin şişirirsin, al sana kitap!

Öyle olmuyor, öyle olmadığının belki o da farkında ama sadece kelimelerden müteşekkil bir nesneye onca para vermeyi aklı kesmiyor bir türlü. Şimdi o kadar takdir, iltifat ve ikramdan sonra beni nasıl gönderecek, bunun telaşında. Hiç düşünmemiş besbelli yüksek rakımlarda dolaşan bir ücreti. Zenginlerin böyle bir handikabı var, herkesin asgari ücretle çalıştığını sanıyorlar. Adil bir gelir elde etmeyeceksem niye bunca külfete gireyim ki?

Sevimli beyefendiyle ücret konusunda anlaşamadığımıza göre bir an önce eve gitmeli. Şu topuklu ayakkabıları antrede fırlatıp doğru mutfağa, mis gibi kahve yapmaya! Böyleyim işte, ücrette anlaşamazsak proje bir anda bütün cazibesiyle buharlaşıp uçuyor.

Üzülüyor muyum? 

Hayır, hatta itiraf edeyim içimde gizli bir sevinç peyda oluyor, büyük bir sorumluluğun beni teğet geçip gitmesinin sevinci. Yazmak gayet korkutucu bir iş aslında.

Sevimli beyefendi beni asansöre kadar geçiriyor, bir türlü gelemeyen asansörü ısrarla benimle birlikte bekliyor, asansörün kapısı kapanırken el sallıyor. “Sevimli olduğunuz kadar kibarsınız da!” diyorum içimden sonra evde yemeğin hazır olmadığını hatırlayıp üzülüyorum. Niye çıkmadan pişirmedim yahu?

Deneyimli bir ghostwriter yüksek ücretler talep eder çünkü geçerli sebepleri vardır.

Tabii ki ghostwriter seçerken fiyat tek kriter değildir. Birinin yüksek ücret talep etmesi işinde iyi olduğu anlamına gelmez. Fakat bu onun deneyimlerine ve yeteneklerine olan güveninin bir göstergesidir.

Eğer bir kitap yazdırmak istiyorsanız ve ücret yüksek geliyorsa projenizi bir daha gözden geçirmelisiniz.

En kaliteli ürünü elde edebilmek için iyi bir ücret ödemeniz gerekir, kitabınızı yayınlamak hayatınızın en büyük ve en önemli projelerinden biriyse.