‘’Ghostwriterlığa ilişkin algılarımı zihinsel imgelerle ifade etsem nasıl olur acaba?’’ dedim kendi kendime.

Şöyle oldu.

Muhallebicide Buluşma: Müşteriyle tanışırsınız. Teklif edersiniz veya teklif alırsınız. Siz de müşteri de alabildiğine güler yüzlüdür. İki taraf da karşıdakini tartar, tanımaya ve anlamaya çalışır.

Zincir: İlk görüşmede ön kabul oluşursa taraflarda, ayrıntıları görüşmek için tekrar randevulaşılır. Görüşmeler zinciri başlar. Müşterinin niyetindeki samimiyete, bedelini ödemek konusundaki istekliliğine, sizin ikna kabiliyetinize göre uzayıp giden bir zincirdir bu.

Kumaş ve Makas: Uzlaşma sağlanırsa kumaş biçilir ve kesilir. İşi almışsınızdır, teslim etmenin sorumluluğunu üstlenerek.

Karışık Bir Yün Yumağı: Yazacağınız metnin bütününe yönelik bilgileri türlü yollarla toplayıp yığarsınız. Şimdi, elinizde kör düğüm olmuş bilgiler yumağı vardır. Sorular ve cevaplar iç içe geçmiştir. Gözünüz fena halde korkar. Sonra bir an gelir ki ertelemekten yorulursunuz ve yumağı elinize alıp çözmeye başlarsınız. Bilgileri ayrıştırır ve gruplandırırsınız.

 

 

Med Cezir: Bilgiler netleşince bilinç alanınız açılır ve özgürleşir. Kurduğunuz ilişkiler içinden yeni ilişkiler keşfedersiniz. Nasıl yazılabileceğine dair bazı ipuçları belirmiştir ama ‘’Budur artık, böyle yazılacak!’’ kıvamında değilsinizdir hala. Bir saat önceki şahane kurgunuzu birden pespaye bulur, derhal yok edip yeni olasılıkların peşine düşersiniz.

Aniden Bir Şimşek: Bir anda metnin tamamını kuş bakışı olarak görürsünüz. Merkeze yerleştirilecek motif ve etrafındaki kenar süsleri gözünüzde canlanır. Tamamdır, düğüm çözülmüştür.

Kağıt Kayık: Hemen fikirlerinizi uygulamaya koyarsınız. Denemek ve keşfetmek gerekir. Acaba kağıt kayık yüzecek midir? Evet, tam düşünüldüğü gibidir. Yazıldığında da zihindeki gibi iyi durmaktadır.  Aksi takdirde mecburen med-cezir hallerine dönülür.

Çalışkan Karınca: Nihayet kapıyı ağustos böceğinin yüzüne ‘’küüüt!’’ diye çarpan karınca haleti ruhiyesindesinizdir. Yorulmak bilmeden yazarsınız. Yemek ve uyku için durduğunuz zamanlara acırsınız. Bir an önce yazmaya dönmek istersiniz ve döndüğünüzde yine sular seller gibi yazarsınız.

Bu arada yeri gelmemiş de olsa ifade etmek isterim ki La Fontaine’nin hikâyelerini hiçbir zaman sevmedim, sevemedim. ‘’Mesaj vericem işte!’’ tutturusuyla çok hayvanın insanlar nezdindeki aurasını zedelemiş, olmaz, yanlış, kabul etmiyorum şahsen.

Damla Sakızlı Türk Kahvesi: İş tamamlanır, sahibine teslim edilir. Alan memnun veren memnun durumları yaşanır. Yeni sahibiyle birlikte yola çıkan metnin arkasından fincanda pişirilmiş sakızlı kahve içilir. ‘’Yaşasın özgürlük!’’ zihinden sürekli geçen cümledir. Gündelik hayatın değeri anlaşılmış ve özlenilmiş sıradan işlerine hevesle dönülür.