Aslında yazının başlığı‘’Ghostwriterlığın Dikenleri’’ de olabilirdi. Ghostwriterlık gül gibi zanaat fakat malum gül dikensiz olmuyor.  Bunca sene sonra bile bu yazıda değineceğim ghostwriterlık sorunsallarına karşı  bir savunma kalkanı oluşturabilmiş değilim.

En basitinden başlayayım. Bir ghostwriter olarak çalıştığınız zamanlarda beslenme, uyku ve ev düzeniniz bozulur özellikle ön hazırlıkları tamamlayıp metni yazmaya başladığınızda.

Kafein tüketiminiz artar, kullanıyorsanız sigara tüketiminiz çoğalır. Öğünleri atlarsınız, atlamadıklarınızı da geçiştirirsiniz. Daha az uyursunuz ve sık uyanırsınız ya da ‘’Bu bölümü bitirmeden uyumayacağım’’  tutturusu sonucu alakasız saatlerde uyumaya başlarsınız. Evde çalışıyorsanız – ofiste veya dışarıda yazabilenlere hayret etmişimdir her zaman, ben ancak evimde yazabiliyorum – eviniz eşek oynamış yonca tarlasına döner.

Yukarıdakileri okuyunca ‘’Aaa, tam bana göre bir iş, ben zaten böyle yaşıyorum’’ diyen olur belki. Ona diyorum ki: ‘’Canım, senden ghostwriter olmaz, kendine başka iş ara. Biz sanat yapmıyoruz, zanaat icra ediyoruz. Evet, belki 09.00-17.00 saatleri arası çalışmıyoruz fakat uyumayan, sağlıklı beslenmeyen, düzenli yaşamayan birisinin yapabileceği bir iş değildir ghostwriterlık. İşimizi ilhamlarla değil, disiplinle başlayıp bitirebiliriz. Aradaki entropik haller yazının doğasındaki bencillikten kaynaklanıp kendinden başka bir şeye geçit vermemesi ile ilgilidir. Geçicidir, uçucudur, geriye metin kalır. Tamam mı?’’

 

 

Ghostwriterlığın bir başka sorunsalı, ufak tefek de olsa sağlık problemlerine yol açmasıdır. Uzun saatler masa başında ve bilgisayar karşısında çalıştığınız için sırt, bel, baş ve bilek ağrıları peyda olur. İş bitiminde mutfak masası, çalışma masası, yatak odası konsolu, portmanto tek tek dolaşılır ve ağrı kesiciler toplanıp ilaç dolabına kaldırılır.

Bazı işlerde aşılması zor teknik sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Böyle bir durumda göz damarımı çatlatmışlığım vardır şahsen strese bağlı ani tansiyon yükselmesi sonucu. İş tesliminde pürüzsüz ve parıldayan bir metin karşısında memnuniyetten ağzı kulaklarına varan müşterimi buruk bir tebessümle izlemiş ancak profesyonelliğe aykırı olduğu düşüncesiyle ona kendimi ne derece hırpaladığımdan söz etmemiştim. Duygu sömürüsü yapmadım çünkü ücretlendirmeyi bu olası sıkıntıları göz önüne alarak belirlerim başlangıçta.

Bazen inanmadığınız şeyleri yazmak zorunda kalabilirsiniz. Bu da başka bir sorunsal ghostwriterlıkta.

Ahlaki çelişkilere düşeceğim şeyler yazmadım bugüne kadar lakin yazarken ‘’Bu ne saçmalıktır yahu!’’ dediğim içerikler oldu. Saçmaydı ama zararsızdı. Müşteri benim beğenmediğim fikirlerini önemsiyor ve paylaşmak istiyordu. Parası da çoktu. İyi bir ücret karşılığında yazdım. Yazarken elimden geldiği kadar konuyu sığlıktan kurtarıp derinlik vermeye çalıştım, dağınık fikirleri düzenledim, renkli bir üslup benimsedim. Kör atın, kör alıcısı olurmuş, beğenildi sonuç itibariyle müşterinin kendi çevresinde. Entellektüelizmin tuzaklarına düşmemek lazım bu işi yapacaksak.

Hep iyi ücretlerden söz ediyorum fakat şu sorunsala da değinmek isterim ki hep gelmez yani! Gahostwriterlık bağımsız bir çalışma şeklidir. Salt bu işle geçiminizi sağlayamazsınız. Bazen aylarca hiçbir iş gelmez. Balkonda pembe domates yetiştirmeyi düşünebilecek kadar boş zamanınız olur. Türkiye şartlarında sadece iyi bir ek iştir. Zaten yıpratıcı yanların dikkate aldığımızda devamlı yapılacak bir iş de değildir. Ghostwriter, yazma yeteneğini dinlendirmek ve beslemek durumundadır.

Son olarak benim için değil ama egosuyla sarmaş dolaş yaşayanlar en azından iş sırasında egosunu tatile gönderemeyenler için bir sorun daha var: Bir ghostwriter ne ünlü olur ne de zengin. Yaptığınız işin altına imzanızı atamazsınız ve yaptığınız işleri referans olarak kullanıp reklamınızı yapamazsınız. Öyle sessiz sakin yapılan bir zanaattir işte.