Ghostwriter adayları yazma tekniklerini nasıl geliştirebileceklerini soruyorlar bana. Gerçek bir iş almadan önce yapabilecekleri yazma alıştırmalarının neler olabileceğini öğrenmek istiyorlar.

Bu soruları yerinde buluyorum ve cevap olarak ‘’Daha iyi okuyucular olun. Eleştirel bir okuyucu olmak, yazabilmek için en iyi alıştırmadır’’ diyorum fakat nedense pek aksiseda bulmuyor bu cevap. Hafiften bir dudak bükme çerçevesindeki ‘’Hııı, öyle mi?…’’ bakışlarına maruz kalıyorum.

Biliyorum, bilmiyorlar ondan.

Bir metni oluştururken görünürde birbiriyle bağlantılı olmayan öğelerin nasıl ilişkilendireceğini bilmelidir ghostwriter ve inanın bana, bu en zor kısmıdır işin.

Yazılan metinler –ne tür olursa olsun- faydanın ve anlamın birleşimidir. Çünkü anlam olmazsa etki olmaz. Kimse de size etkisiz yazılar için para ödemez.

İmla, noktalama, dilbilgisi, anlatım türleri, anlatım özellikleri, kurgu teknikleri… Doğrudur, sayılanlar işimizin temeli ve vazgeçilmezi ancak bunlar sadece faydalı bir metin oluşturmaya yeter. Anlam, dolayısıyla da etki oluşturmayı ders notlarına çalışarak öğrenemeyiz.

Eleştirel okumalar yaparak öğrenebiliriz.

Bu yüzden okurların yazmak mecburiyeti yok ama bir ghostwriterın daha iyi yazmak için daha iyi okumayı öğrenmek mecburiyeti var.

O halde ‘’Bir ghostwriter nasıl okur?’’.

Farz edelim iki yüz elli kişilik bir tiyatro salonu var. Oyun başlamadan önce ikiyüz kırk dokuz seyirci gelmiş, yerlerine oturmuş. Amaçları boş zamanlarını anlamlı bir şekilde değerlendirmek, biraz hoşça vakit geçirmek ya da daha entelektüelinden ufuklarını genişletmek.  Bunlar genel seyircidir. İki yüz ellinci seyirci ise bir tiyatro eleştirmeni. O da diğer seyirciler gibi oyunu seyredecek.

Şimdi, soru şu: Tiyatro eleştirmeni olan seyirci ile genel seyircinin oyunu algılaması aynı mıdır?

Değildir, arada dağlar kadar fark vardır.

Okurlar da yazarların seyircisidir. Bir ghostwriter genel seyirci koltuğundan değil, eleştirmen koltuğundan seyircilik yapmalıdır yazara ki eleştirel okumalar yani yazabilmeyi mümkün kılan okumalar yapabilsin.

Peki, nasıl bi’ şeydir bu eleştirel okuma?

Şöyledir mesela…

Salt elindeki eseri okumaz. Öncesinde / eşliğinde / sonrasında eser hakkındaki tanıtımları, eleştirileri, yazarın biyografisini, bu biyografi içinde eserin yerini v.s’yi okur. Hatta büyük yazarları külliyat olarak okur. Çünkü sadece eseri okumanın, sadece eser çerçevesinde düşünmenin ghostwriterın yazma becerisini geliştirmediğini bilir.

Şöyledir mesela…

Açık bir zihinle okur yani yazara insaflı davranır. Önce dikkatle yazarı dinler. Yazarın düşünceleri ile yazarın düşünceleri hakkındaki kendi düşüncelerini birbirinden ayırt edebilir böylece.

Şöyledir mesela…

Eserin ismine, epigraflara, bölüm başlıklarına, karakter ve tiplerin isimlerine ayrı bir önem atfeder çünkü bunlar yazarın dünya görüşü, yazma hedefi hakkında önemli ipuçlarıdır.

Şöyledir mesela…

Sindire sindire okur –önemli eserleri kastediyorum-, bazen yavaşlar, bazen geri dönüp tekrar okur. Metinle daha çok bağlantı kurmak için.

Şöyledir mesela…

Notlar alır metnin kenarlarına veya bir deftere. Önemli gördüğü yerlerin altını / üstünü çizer. Ghostwriterın not alarak okuması kendi görüşlerini berraklaştırmak içindir. Okurken yazmak çok da zevkli bir çalışmadır.

Şöyledir mesela…

Okuma günlüğü tutar. Bu anlama, çözümleme ve değerlendirmeyi de içerdiği için şahane bir alışkanlıktır, etkili bir yazma pratiğidir.

Eleştirel okumalarla mantık ve retorik becerilerini geliştiren ghostwriterın elini kimsecikler tutamaz efendim, diyerek bitiriyorum yazıyı.