Son on yıldır retorik eğitmeni ve ghostwriter olarak iş adamlarıyla çalışma imkânım oldu. Kendi bağlamımda işimi yaparken ‘’misafir gözlemci’’ statüsünde iş dünyasına dair pek çok bilgi edindim.

Doğrusu dışarıdan görülenlerle görülmeyenler arasındaki uçurum baş döndürücü. Kurumsallaşmak, vizyon, misyon gibi şık laflar havada uçuşurken derin yapıdaki köhnelik ve küf kokusu kimseyi rahatsız etmiyor mu? Ediyor elbette ama…

Sektörler farklı da olsa derin yapı hiyerarşisi her yerde aynı. Yukarıdan aşağı doğru giden bir çizgi: Patron, ikinci adam veya adamlar ve çalışanlar.

Doğru, patronların büyük handikapları var ama ikinci adamlar aysbergin suyun içinde kalan kısmı.

Çocukken bir apartman görevlimiz vardı. Çevresine hava atmak istediği zaman ‘’Ne diyorsun sen, bende otuz iki anahtar var’’ derdi. Söz konusu anahtarlar daire sahiplerince acil bir durumda kullanılmak üzere ona teslim edilmiş yedek anahtarlardı. İkinci adamlar bana bu apartman görevlisini hatırlatıyor. Yedek olarak kendilerine verilmiş gücü, kendilerinin gücüymüş yanılsamasını yaşıyorlar ve bu riski az getirisi çok -kendilerine göre- güç alanını kaybetmemek için patronun etrafına görünmez duvarlar örüp çalışanlarla ilişkisini keserek realiteden koparıyorlar. Patron görünüşte her şeye hâkim ancak aşağıda neler olup bittiğinden asla haberleri olmuyor.

Hangi yaratıcı fikirlerin derhal buruşturulup çöpe atıldığından, zamanla herkesin ‘’…mış gibi’’davranmayı öğrenerek üretimden el çektiğinden, kuruma güvenemeyen insanların kendilerini güvence altına almak adına anlamsız muharebelerde zaman ve enerji ziyan ettiklerinden.

Asıl kanlı savaşlar kurumlar arasında değil kurumların içinde oluyor.

Bu çarpık hiyerarşinin aşağıdan yukarıya doğru değişmesi mümkün değil. Değişim tepeden başlamalı yani liderden. Bunun için de liderlerin alışılmış zihin kalıplarını kırmaları, farklı bir zihin düzlemine geçmeleri gerekiyor. Zihniyet değişirse hiyerarşik yapı da değişecek ve kurumlarda çalışanlar için demokratik, şeffaf, kendilerini korkmadan ifade edebilecekleri bir ortam oluşacaktır.

Peki, liderler nasıl dönüşür ve değişir?

Mistik kişilikler, insanın ruhuna dokunma becerisine sahiptir. Bu zarif dokunuşların muhteşem sonuçları kişisel deneyim alanında sınırlı kalır ve diğerlerine aktarılamaz ne yazık ki. Mevlana bu sorunsalı aşmış bir mistiktir. Mesnevi’de, her çağdaki her insanın ruhuna dokunabilme gücü vardır. Bu Mesnevi’nin büyülü aurasından kaynaklanır. Anlatılan her hikâye, insanlık hallerinden birinin mecazıdır. Çalışmak ve sevmek, derin bir içgörüye sahip olmak, öfke kontrolü, dürüst olmak, sabır ve azim, hayal gücü ve umut, diğerlerini anlayabilmek, egoyla vicdanın sesini ayıt edebilmek, vermek ve almak gibi temel hayat sahnelerindeki duyuş ve davranışlarımıza işaret eder.

Liderlerin, Mesnevi’yle tanışmaları aslında kendi kendileriyle tanışmaları olur. Ancak kendini bilen biri diğerlerine ulaşabilir. Liderlerin bu zamanın ruhunu anlayabilmeleri için önce kendi ruhlarını anlamaları gerek.