Ve bu benim

Yalnız bir kadın

Soğuk mevsimin eşiğinde

Yeryüzünün kirli varlığını anlamanın başlangıcında

Göğün kederli ve yalın ümitsizliğinin

Ve bu çimentolu ellerin güçsüzlüğünün

Zaman geçti

Zaman geçti ve saat dört kez vurdu

Dört kez vurdu

Bugün ocağın ilk günü

Ben mevsimlerin sırrım biliyorum

Ve anların konuşmasını anlıyorum

Kurtarılmıştır mezarda uyuyan

Ve toprak, kabul eden toprak

İşarettir huzura

 

Zaman geçti ve saat dört kez vurdu

 

Sokakta rüzgâr var

Sokakta rüzgâr var

Ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum

Kansız, zayıf saplarıyla goncaları

Ve veremden yorgun düşmüş bu zamanı

Ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyordu

Mavi damarları ölü yılanlar gibi iki tarafından boğazının

Yukarı tırmanıyordu

Ve değişmiş şakaklarında onun o kanlı iki heceyi

Tekrarlıyordu

- Selam

- Selam

Ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum

 

Soğuk mevsimin eşiğinde

Aynaların ve soluk deneyimlerin

Matemle toplandığı yerde

Ve sessizlik bilgisiyle yüklenmiş bu gurupta

Nasıl olur da biri için

Sabırlı

Ağır

Avare biri için

“Dur” emri verilir?

Nasıl olur da biri için

Hiçbir zaman yaşamamış biri için

“Kendisi artık yaşamıyor” denilir

 

Sokakta rüzgâr var

Bir bir çekilen kargalar

Uyuşukluğun yaşlı bahçelerinde dönüp duruyor

Ve merdiven

Ne aşağılık yükseklik!

Onlar, bir kalbin tüm sadeliğini

Kendileriyle beraber kıssaların kasrına götürdüler

Ve şimdi, artık

Başka nasıl birisi dansa kalkacak

Ve çocuğunun saçlarını

Akarsulara salacak

Ve koparıp kokladığı elmayı

Tekmelerinin altına alacak

 

Ey sevgili, ey biricik sevgili

Nasıl da beklemede kapkara bulutlar güneşin misafir geleceği günü

Sanki uçuşun cisimleşmiş güzergahında bir gün o kuş görünüverdi

Sanki hayallerin yeşil çizgileriydi

Esintilerin şehvetiyle nefes alan o taze yapraklar

Sanki

Pencerelerin berrak zihinlerinde yanan o menekşe kıvılcımları

Lambanın masum bir tasavvurundan başka bir şey değildi

 

Sokakta rüzgâr var

Bu yıkılışın başlangıcı

O gün de ellerin yıkılırken rüzgâr vardı

Değerli yıldızlar

Değerli kâğıt yıldızlar

Gökyüzünde yalan esnemeye başladığında

Artık nasıl mahcup peygamberlerin surelerine sığınırlar

Biz, binlerce yıllık ölüler olarak birbirimize kavuşacağız

Ve o zaman

Güneş cesetlerimizin yok oluşu hakkında hüküm verecek

 

Üşüyorum

Üşüyorum ve sanki hiçbir zaman ısınamayacağım

Ey sevgili, ey biricik sevgili “O şarap acaba kaç yıllıktı?”

Bak, burada

Zaman ne kadar ağır

Ve balıklar nasıl da etlerimi yiyor

Niçin beni hep denizin dibinde tutuyorsun?

 

Üşüyorum ve inci küpelerden bıktım

Üşüyorum ve biliyorum

Yabani bir gelinciğin al evhamlarından geriye

Birkaç damla kandan başka

Bir şey kalmayacak, burada

 

Çizgileri salıvereceğim

Ve aynı şekilde sayıları saymayı da

Ve sınırlandırılmış geometrik şekillerin arasından sıyrılıp

Genişliğin duygusal boyutlarına sığınacağım

Çıplağım, çırılçıplak

Sevgi sözcüklerinin arasındaki sükût gibi çıplak

Ve yaralarımın hepsi aşktandır

Aşktan, aşktan, aşktan

Ben bu şaşkın adayı

Okyanusun çalkantılarından

Ve dağların infilakından geçirdim

Ve parçalanmak o birleşik varlığın sırrıydı

Kendisinin en değersiz zerrelerinden güneş doğmuştu

 

Selam ey masum gece!

Selam ovalarda gezen kurtların gözlerini

İtimadın ve imanın kemikten çukurlarına çeviren gece

Ve nehirlerinin kıyılarında

Söğütlerin ruhları

Baltaların şefkatli ruhlarını kokluyor

Ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin birbirinden farksız dünyasından geliyorum

Ve bu dünya yılanların yuvası gibi

Ve bu dünya insanın koşuşturmalarının sesleriyle dolu

Seni öpüyorken

Senin darağacının ipini eğiriyor zihninde

 

Selam ey masum gece!

Görmekle pencere arasında

Daima ara var

Niçin bakmadım?

Bir adamın ıslak ağaçların yanından geçtiği zamanki gibi

 

Niçin bakmadım?

Sanki annem ağlamıştı o gece

O gece ben sancılandım ve döl şekillendi

O gece ben akasya salkımlarına gelin oldum

O gece İsfahan mavi çinilerin tınısıyla doldu

Ve benim diğer yarım olan o kişi dölümün derinliklerine döndü

 

Ve ben aynada onu gördüm

Ayna gibi temiz ve parlaktı

Ansızın seslendi bana

Ve akasya salkımlarına gelin oldum

 

Sanki annem ağlamıştı o gece

Ne anlamsız bir aydınlık uzanmıştı bu kapalı pencereye

Niçin bakmadım?

Mutlu anların hepsi biliyordu

Senin ellerinin yıkılacağını

Ve ben bakmadım

 

Saatin kapısı açılıp

O kederli kanarya dört kez ötene kadar

Dört kez öttü

Ve ben o küçük kadına rastladım

Gözleri simurgların boş yuvaları gibiydi Kalçalarını öylece kıvırarak giderken

Sanki görkemli rüyamın bekâretini

Kendisiyle beraber gecenin yatağına götürüyordu

 

Acaba saçlarımı yine

Rüzgârlarda tarayabilecek miyim?

Acaba bahçelere yine menekşe ekebilecek miyim?

Ve sardunyaları

Pencerenin ardındaki göğe bırakabilecek miyim?

Acaba bardaklarda yine dans edebilecek miyim?

Acaba kapının zili beni yine bekleyişin sesine götücek mi?

 

Anneme dedim ki: “Bitti artık

Hep düşündüğünden daha önce olur

Gazeteye bir başsağlığı ilanı vermeli.”

 

İnsanın içi boş

İçi boş ve tamamen güvenilir insan

Bak dişleri

Nasıl şarkı söylüyor kemirirken

Ve gözleri nasıl açılıyor şaşırırken

Ve o nasıl geçiyor ıslak ağaçların yanından:

Sabırlı,

Ağır,

Avare

 

Saat dörtte

Mavi damarları

Ölü yılanlar gibi iki tarafından boğazının

Yukarı tırmanırken

Ve değişmiş şakaklarında onun o kanlı iki heceyi

Tekrarlıyor

-Selam

-Selam

 

Acaba sen

Hiç o dört mayi laleyi

Kokladın mı?

Zaman geçti

Zaman geçti ve gece çıplak akasya dallarının üstüne çöktü

Gece pencerenin camları ardında kayıp gidiyor

Ve soğuk diliyle

Günden arta kalanları yalayıp yutuyor

 

Ben nerden geliyorum?

Ben nerden geliyorum?

Ki gecenin kokusuna bu kadar bulanmışım

Daha mezarının toprağı taze

Yeşil ve genç iki elin mezarını diyorum

Ne şefkatliydin ey sevgili, ey biricik sevgili

Ne şefkatliydin yalan söylerken

Ne şefkatliydin aynaların göz kapaklarını kapatırken

Ve kristal avizeleri

Gümüş saplardan toplarken

Ve zalim bir karanlıkta beni aşk bahçelerine götürürken

Susuzluk yangınından arta kalan o sersem buhar uyku çimenlerinin üstüne çökerken

0 kâğıt yıldızlar

Sonsuzluğun etrafında dönüyordu

Niçin sözü sesle söylediler?

Niçin bakışı, görüş evine konuk ettiler?

Niçin okşamayı

Bakirelik saçlarının iffetine götürdüler

Bak burada

Kelimelerle oynayan

Bakışlarla okşayan

Okşamalarıyla korkuları yatıştıran birinin ruhu

Kuruntu oklarıyla

Nasıl da vuruldu “Doğru”nun beş harfi gibi olan

Beş dal yerindeki parmakların

Nasıl oldu da onun yanaklarında kaldı

 

Sükût nedir, nedir, nedir ey biricik sevgili?

Sükût nedir ki söylenmemiş sözlerden başka

Ben konuşmakta yetersiz kalıyorum ama serçelerin dili 

Doğa şenliğinin akıp giden cümleler dünyasının dilidir 

Kuşların dili yani: Bahar, yaprak, bahar

Kuşların dili yani: Esinti, ıtır, esinti

Kuşların dili ölüyor fabrikalarda

 

Sonsuzluk yolundaki bu kişi kim

Birliğin anlarına yürüyor

Ve sonsuzluk saatini

Çıkarmanın ve ayrılıkların matematiksel mantığıyla kuruyor

Horoz seslerinin günün kalbinin atmaya başlaması olduğunu bilmeyen

 

Bu kişi kim

Horoz seslerini sabah kahvaltısının kokusu sanan

Aşk tacını başında taşıyan

Ve gelinlik elbiseleri içinde çürüyen

 

Neticede güneş

Tek bir anda

İki umutsuz kutbun üzerinde parlamadı

Ve sen mavi çinilerin uğultusuyla boşaldın

 

Ve ben öyle doluyum ki sesimin üstünde namaz kılıyorlar

 

Talihli cenazeler

Üzgün cenazeler

Düşünceli, suskun cenazeler

Bakımlı, iyi giyinmiş, iyi yemiş cenazeler

Belli vakitlerin istasyonlarında

Ve geçici ışıkların kuşkulu deseninde

Anlamsızlığın çürük meyvelerini satın alma şehvetinde

Ah!

Ne çok insan var olayların meraklı dört yol ağzında

Ve trafik polisinin düdük sesini beklemek gerektiği bir anda

Bir adam zamanın çarkları altında eziliyor

Bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor

 

Ben nerden geliyorum?

 

Anneme dedim ki: “Artık bitti

Hep düşündüğünden daha önce olur

Gazeteye bir başsağlığı ilanı vermeli.”

 

Selam ey yalnızlığın tuhaflığı

 

Odayı sana teslim ediyorum

Çünkü koyu bulutlar daima

Yeni temizlenmiş ayetlerin peygamberidir

Ve bir mumun şahitliğinde

Aydınlık bir sır gizlidir

O en son, en uzun şulenin iyi bildiği

 

İman edelim

İman edelim soğuk mevsimin başlangıcına

İman edelim hayal bahçelerinin harabelerine

İşsiz ve baş aşağı duran oraklara

Ve zindanın dişlilerine

Bak ne güzel kar yağıyor

 

Belki gerçek o iki genç eldi

Biteviye yağan karın altında gömülü kalan o iki genç el

Ve gelecek yıl, baharda

Pencerenin ardındaki gökyüzüne eş olacak

Ve teninden fışkıracak

Hafif sapların yeşil fıskiyeleri

Tomurcuklanacak ey sevgili, ey biricik sevgili

 

İman edelim soğuk mevsimin başlangıcına