Büyüktü

Ve bugünün insanıydı

Bütün açık ufuklarla akrabaydı

Suyun ve toprağın ahenginden ne güzel anlardı

Sesi

Gerçeğin perişan hüznüne benzerdi

Ve göz kapakları

Unsurların nabız güzergâhını

Bize gösterdi

Elleri

Cömertliğin saf havasını

Yaprak düştü

Ve sevgili

Diyarımızdan göçtü

 

Yalnızlığına benzerdi

Aşkla dopdolu zamanının eğimini

Aynada yorumladı

Taptaze yağmurun edasını tekrarladı

Ve o yeşil ağaçlara

Güçlü ışıklarını yayıyordu

Daima rüzgârın çocukluğuna seslendi

Daima sohbetin ipine su mandalı taktı

 

Bizim için bir gece

Sevginin yeşil secdeye varışını

Öyle açık eda etti ki

Biz toprağın şefkatli yüzüne el sürdük

Bir kova suyun dili gibi tazelendik

Ve defalarca gördük

Birkaç sepetle müjde salkımları toplamaya gittiğini

 

Ama olmadı

Güvercinlerle yüz yüze oturamadı

Ve gitti hiçliğin kıyısına kadar

Işıkların sabrının arkasına uzandı

Ve hiç düşünmedi

Biz, kapıların perişan telaffuzunda

Bir elmayı ısırmak için

Ne kadar yalnız kaldık

                                     Sohrâb-e Sipihrî